Tiyamin (B1 vitamini: thiamine:C12H18N4OSCl2) eksikliğinde yorgunluk, depresyon, zihin bulanıklığı, fiziksel koordinasyonda bozukluk, iştah azalması, sindirim bozukluğu, başağrısı, sinir ve dolaşım sistemi hastalıkları, kas krampları, ödem gibi sorunlar baş gösterir.
30 Ekim 2011 Pazar
samsun'da 21 saat..
3,5 yıl sonra samsun'da... farklı nedenler, farklı yüzler.. üzerime sirayet eden denizin hırçınlığı, gökyüzünden gözlerime inen bulutlar, içimde vuran dalgalar ve beni bu halimle seven, gözlerime bakıp "gül" diyen yarim...
11 Ekim 2011 Salı
yine yazı bekler miyiz?
belki unuturuz onu
tüm kasımdan kalma çiçekler gibi
arasına koyarız şarkı yazdığımız
kırık hayaller saklı defteri
tüm kasımdan kalma çiçekler gibi
arasına koyarız şarkı yazdığımız
kırık hayaller saklı defteri
belki de saklarız onu
kalbimizde bir delik açar gibi
belki denize ulaşır içimizdeki nehirler bir gün
yine yazı bekleriz
kalbimizde bir delik açar gibi
belki denize ulaşır içimizdeki nehirler bir gün
yine yazı bekleriz
Ah nasıl bir şarkıdır bu.. "sonra yedi bahar geçer, o yaz hiç hiç gelmez"
aşk tesadüfleri sever filminde dinlediğimde hoşuma gitmişti ama üstünde durmadım, zira serdar ortaç, demet akalın dinleme dönemindeydim o sıralar. iyi gelmezdi bu şarkı..şimdi de iyi gelmedi.. sonbaharın melankolisi mi, yağmurlar mı hep hüzünlendiriyor beni? gördüğüm rüyalar mı?
yazı beklemek biraz merak, heyecan ve hüzün veriyor şimdi..
yazın bizden gün gün uzaklaşmasını izlemek; aşkı bitmeden ilişkisini bitiren bir sevgilinin ardından bakmak gibi.. Elden gelen yalnızca beklemek ve uzaktan izlemek...
HER ŞEYDEN BİRAZ KALIR.
Kavanozda biraz kahve, kutuda biraz ekmek, insanda biraz acı...
9 Ekim 2011 Pazar
bu bir rüya, bu bir dua..
(bknz: ezginin günlüğü-rüya)
(bknz: gökhan türkmen-bir rüya)
(bknz: tepetaklak)
ve hatırladım ki !
hatırla sevgili'de (bu zamana kadar hevesle heyecanla izlediğim tek diziydi) Yasemin ve Necdet'in (aslında Ahmet'in) kızının ismi de Rüya idi... Samet gibi.. o farklı biraz daha ama yine de çağrıştırdı işte..
(bknz: gökhan türkmen-bir rüya)
(bknz: tepetaklak)
ve hatırladım ki !
hatırla sevgili'de (bu zamana kadar hevesle heyecanla izlediğim tek diziydi) Yasemin ve Necdet'in (aslında Ahmet'in) kızının ismi de Rüya idi... Samet gibi.. o farklı biraz daha ama yine de çağrıştırdı işte..
21 Eylül 2011 Çarşamba
yeni eğitim-öğretim yılı
hiç kaldıramıyor bünyem böylesine değişimleri!
hayatımın en büyük pazartesi sendromunu yaşadım sanki...
insan buna da alışıyormuş, dayanıyormuş bütün gücüyle..
dilimde ferhat göçer'in şarkısı hani şu yaprak dökümü dizisiyle özdeşleşen:
evimi, ocağımı, yuvamın sıcağını, yarimin kucağını bıraktım...
hayatımın en büyük pazartesi sendromunu yaşadım sanki...
insan buna da alışıyormuş, dayanıyormuş bütün gücüyle..
dilimde ferhat göçer'in şarkısı hani şu yaprak dökümü dizisiyle özdeşleşen:
evimi, ocağımı, yuvamın sıcağını, yarimin kucağını bıraktım...
11 Haziran 2011 Cumartesi
25 Nisan 2011 Pazartesi
Bir Öykü...
doldu süre, bize bu bile çoktu
bir hayaldi.. yok oldu..
"yeter" demek yetmez ki bazen!
ah içimde bir öykü ağıtlarla biter
bir hayaldi.. yok oldu..
"yeter" demek yetmez ki bazen!
ah içimde bir öykü ağıtlarla biter
17 Şubat 2011 Perşembe
burnunun direği sızlamak
Türkçe bilgime, deyim-atasözü dağarcığıma güvenirdim. ama tabi öğrenilecek daha çooook şey varmış. Meğer deyimlerimiz öyle hep mecaz anlamlı değilmiş, bilimsel verilere de dayanıyormuş azizim...
"burnunun direği sızlamak" deyiminin "içi parçalanmak" anlamında kullanıldığını sanıyordum, hani böyle üstü başı yırtık pırtık, zayıf, perişan bir çocukcağız görürsün sokakta, acırsın, işte o zaman; ya da birisi hayatını kaybeder geride kalan sevenlerini ağlarken görürsün, için acır öyle burnunun direği sızlar... Sanıyordum ki, değilmiş! burnumun direği sızlayınca anladım neden olduğunu.
Görülenlerden, hatırlananlardan, hem hüzünlenip, hem mutlu olup, derin bir iç çektikten sonra ciğerlerden yukarı doğru ilerleyerek dışarı çıkmaya çalışan hava ile dışarı akamayan göz yaşı arasında ne geçiyorsa artık, hem kalbi hem de burnun o kemiğini sızlatabiliyormuş.
"Özlem duygusunun beyne iletilmesiyle, beynin burun mukozasına yolladığı bir asit sonucu hissedilen durum" muş bu... tercüman-ı ahval-i tiyamin :)
Acıma hissi değilmiş deyimdeki, yanlış biliyormuşum, yaşayarak öğrendim, düzelttim kavram kargaşamı, yapılandırdım kendimi:)
ve tüm bunlara sebep olan 21.08.09 tarihli bir maildi...
"burnunun direği sızlamak" deyiminin "içi parçalanmak" anlamında kullanıldığını sanıyordum, hani böyle üstü başı yırtık pırtık, zayıf, perişan bir çocukcağız görürsün sokakta, acırsın, işte o zaman; ya da birisi hayatını kaybeder geride kalan sevenlerini ağlarken görürsün, için acır öyle burnunun direği sızlar... Sanıyordum ki, değilmiş! burnumun direği sızlayınca anladım neden olduğunu.
Görülenlerden, hatırlananlardan, hem hüzünlenip, hem mutlu olup, derin bir iç çektikten sonra ciğerlerden yukarı doğru ilerleyerek dışarı çıkmaya çalışan hava ile dışarı akamayan göz yaşı arasında ne geçiyorsa artık, hem kalbi hem de burnun o kemiğini sızlatabiliyormuş.
"Özlem duygusunun beyne iletilmesiyle, beynin burun mukozasına yolladığı bir asit sonucu hissedilen durum" muş bu... tercüman-ı ahval-i tiyamin :)
Acıma hissi değilmiş deyimdeki, yanlış biliyormuşum, yaşayarak öğrendim, düzelttim kavram kargaşamı, yapılandırdım kendimi:)
ve tüm bunlara sebep olan 21.08.09 tarihli bir maildi...
3 Şubat 2011 Perşembe
kaç yanlış daha lazım?
ilk kez bu gün yani dün, arkadaşımın çocuğunu sevdim! aman Allahım o nasıl bir güzelliktir, o gözler, düğme gibi dudaklar, noktacık gamzeler... tam bir cimcime minik Eylül! annesi her ne kadar "teyzeleri" olarak tanıştırsa da bizi, "gel ablacım" diye sevmekten alıkoyamadık kendimizi:) sanki Tuğba annesi değil de, geçerken biri bırakmış da ilgileniveriyomuş gibi.. evli, mutlu, çocuklu; ama eski Tuğba.. yıllardır görüşmemekten ötürü hiç bir soğukluk yok.. seviyorum arkadaşlarımı, dostlarımı...
konuşmadığım şeyler var, geçiştirdiğim...
aklımla gönlümün savaşında saklandığım şıklar hep yanlış, ne yazık ki bunu biliyorum. Acaba kaç yanlış beni doğruya götürecek? bu kez tepetaklak düşmeden mi hata yapacağım?
geçimsizim bu günlerde.. (bkz: şubat) (bkz: tepetaklak)
konuşmadığım şeyler var, geçiştirdiğim...
aklımla gönlümün savaşında saklandığım şıklar hep yanlış, ne yazık ki bunu biliyorum. Acaba kaç yanlış beni doğruya götürecek? bu kez tepetaklak düşmeden mi hata yapacağım?
geçimsizim bu günlerde.. (bkz: şubat) (bkz: tepetaklak)
11 Ocak 2011 Salı
simsimetrik
2011'in ilk simetrik tarihi..
boğazlarım acıyo, bacaklarım ağrıyo ve uykudan ölüyorum..
ama mutluyum
bu mutluluğu ziyan etmeden yazayım dedim 2 satır da olsa
perşembeyi bekliyorum, iyi haberler umuyorum
boğazlarım acıyo, bacaklarım ağrıyo ve uykudan ölüyorum..
ama mutluyum
bu mutluluğu ziyan etmeden yazayım dedim 2 satır da olsa
perşembeyi bekliyorum, iyi haberler umuyorum
2 Ocak 2011 Pazar
29 Aralık 2010 Çarşamba
Vega - Serzeniste
nostaljim geldi haftasonu, özlemişim bu şarkıları.
sakinleştirilmeye ihtiyacım var galiba ..
sakinleştirilmeye ihtiyacım var galiba ..
20 Aralık 2010 Pazartesi
terliklerimle gelsem sana, sonunda aşkı bulmuş gibi...
gecelerden uykum eksik
yüzde tebessüm
elimde elin eksik
yaşlı hep gözüm
12 Aralık 2010 Pazar
gerçekleşmeyen kar tatili :(
sevincim kursağımda kaldı. Gerçi bunun için önce kursak sahibi olmak lazım sanırım, o da kuşlarda vardı en son, darwin amcaya göre bizde körelmiştir heralde. her neyse yağmayan kar nedeniyle okullar tatil olmadı:(
http://www.ntvmsnbc.com/id/25159485/
heeey hey anadolu ajansı yalan haber geçme, ntvmsnbc sen de yayınlama!
hidayet bey : " yarın eğitim-öğretim normal seyrinde devam edecektir"
işte o kadar! hido ne derse o :)
of çok zamandır yazamadım! ama tarihleri rezerve edecek vakit buldum en azından;)
http://www.ntvmsnbc.com/id/25159485/
heeey hey anadolu ajansı yalan haber geçme, ntvmsnbc sen de yayınlama!
hidayet bey : " yarın eğitim-öğretim normal seyrinde devam edecektir"
işte o kadar! hido ne derse o :)
of çok zamandır yazamadım! ama tarihleri rezerve edecek vakit buldum en azından;)
30 Kasım 2010 Salı
28 Kasım 2010 Pazar
"DOLLS"

film başlarken ne olduğunu anlayamıyorsunuz. Japon kıyafetleri giydirilmiş kuklalar ve onları oynatan koca koca adamlar, bana pek anlamlı gelmeyen şiirsel sözleri veya maniyi, bilemiyorum artık japon kültüründe nasıl adlandırılıyorsa, seslendiren kulak tırmalayıcı bir ses...
ama sonra...
sonrasında masalsı görüntüler eşliğinde masalsı bir aşk hikayesi, hatta hikayeleri...
Hollywood filmleri aksine tek bir öpüşme sahnesi bile içermeyen, "aşk film böyle olur" dedirten bir japon yapıtı.
Ağır bir tempoda ilerliyor, belki sıkıcı gelebilir, bu nedenle izlemek için yalnız ve uygun ruh hali içinde olmak gerekiyor sanırım, hafif melankolik...
yalnız izlenmeli, çünkü gözyaşlarını tutmak istemiyor insan. Bazen tebessüm etseniz de film sonunda özellikle çok çok kısa bir sahne tekrar dolduruyor gözleri.
Aşkın yarattığı mutsuzluğa rağmen nasıl bir umut ve sabır var ettiğini, "fedakarlık" kelimesinin neyle eş anlamlı olduğunu anlamaya çabalıyorsunuz film boyunca, ancak öyle akıl almaz ki...
26 Kasım 2010 Cuma
bir damla gözlerimde
sertab erener'in "bir damla gözlerimde" şarkısı takıldı bi iki gündür. araştırma sonucu cover olduğunu öğrendim sempatim azaldı; ancak fransızcam olmasa da, online çeviri de pek sağlıklı olmasa da, Türkçe sözleri müzikle daha duygulu,uyumlu geldi hele de Sertab'ın sesiyle...
"belki yanlış yoldayız
kaybolduk kaybolduk gizleyince kendimizde yorulduk
her hatada telafi gerekli değilmi
bizi durduran gurur mu kibir mi
öyle çok şey varki içimde
hep sustuk konuşmak yerine
konuşmadığımız her ne varsa
seninle sakladım gözlerimde
ne olur sende fazla üzülme
hep kendi kendine yenilme
konuşmadığımız her ne varsa seninle
bir damla gözlerimde"
kaybolduk kaybolduk gizleyince kendimizde yorulduk
her hatada telafi gerekli değilmi
bizi durduran gurur mu kibir mi
öyle çok şey varki içimde
hep sustuk konuşmak yerine
konuşmadığımız her ne varsa
seninle sakladım gözlerimde
ne olur sende fazla üzülme
hep kendi kendine yenilme
konuşmadığımız her ne varsa seninle
bir damla gözlerimde"
farklı ruh halleri arasında köşe kapmaca oynadığım bir haftayı kapattım. ne tuhaf cumartesi pazarı hafta dışı bir yere koymak. Özel bir yer mi ayırıyorum bu 48 saate zaman mefhumumda yoksa diğer beş kardeşinin aksine günden mi saymıyorum emin değilim, ama ailenin en küçük, bu ara daha çok sevilen, bazen kıymetleri daha da artan iki üyesi onlar...
bayram tatili sonrası okula adaptasyon sürecimi, öğretmenler günü programına hazırlık çalışmalarıyla; çiçeklerimle, hediyelerimle, pek beğenilen konserimizle:), biraz buruk, heyecan ve coşkulu bir çarşamba günü, ardından ilköğretimde duygu dolu perşembe günü ve sabaha kadar hazırlamaya uğraştığım dört ayrı sınavı da bu gün uygulayarak tamamlamış oldum.
ilköğretimde geçirdiğim vakit öyle kıymetli geliyor ki, zaman kısıtlı olunca. 2 ay kaldı, bencilce olacak ama keşke diyorum uzun dönem askerlik çıksaymış... 24 kasım değil de 25 kasım daha duygu dolu oldu aldığım mektupla. ne çok ihtiyacım varmış böylesine masum sevgilere...
bayram tatili sonrası okula adaptasyon sürecimi, öğretmenler günü programına hazırlık çalışmalarıyla; çiçeklerimle, hediyelerimle, pek beğenilen konserimizle:), biraz buruk, heyecan ve coşkulu bir çarşamba günü, ardından ilköğretimde duygu dolu perşembe günü ve sabaha kadar hazırlamaya uğraştığım dört ayrı sınavı da bu gün uygulayarak tamamlamış oldum.
ilköğretimde geçirdiğim vakit öyle kıymetli geliyor ki, zaman kısıtlı olunca. 2 ay kaldı, bencilce olacak ama keşke diyorum uzun dönem askerlik çıksaymış... 24 kasım değil de 25 kasım daha duygu dolu oldu aldığım mektupla. ne çok ihtiyacım varmış böylesine masum sevgilere...
21 Kasım 2010 Pazar
kırgınım, saçılmış bir nar gibi
"kırgınım, saçılmış bir nar gibi,
sessiz akan bir ırmağım gecede.
söylenmemiş sahipsiz bir şarkıyım"

BİR EFLATUN ÖLÜM
kırgınım, saçılmış
bir nar gibiyim
sessiz akan bir ırmağım
geceden
git dersen giderim
kal dersen kalırım
git
dersen
kuşlar da dönmez, güz kuşları
yanıma kiraz hevenkleri alırım
ve seninle yaşadığım
o iyi günleri,
kötü
günleri bırakırım.
aynı gökyüzü aynı keder
değişen bir şey yok ki
gidip
yağmurlara durayım.
söylenmemiş sahipsiz
bir şarkıyım
belki
sararmış
eski resimlerde kalırım
belki esmer bir çocuğun dilinde.
bütün derinlikler sığ
sözcüklerin hepsi iğreti
değişen bir şey yok hiç
ölüm hariç.
aynı gökyüzü aynı keder...
9 Kasım 2010 Salı
meleklerin sözü var!
gecenin bir vakti ve ben hala işlerimi bitiremedim, yatıp uyuyamadım:( bir yandan radyo çalıyor internetten tabi ki, yoksa burda hangi frekans çeker ki!
dinlediğim şarkı blog yazma dürtüsüne sebep oldu, just like heaven misali pozitif hisler uyandırıyor bende.
dinlediğim şarkı blog yazma dürtüsüne sebep oldu, just like heaven misali pozitif hisler uyandırıyor bende.
dünya üzemez beni, ölüm korkutabilir mi?
sen olmadan bu kalp hissedebilir mi?
güneş batmış, bana ne?!
ellerin yok, kime ne?!
yerine koyamadım,
razı olamadım sensizliğe
31 Ekim 2010 Pazar
bir ceset daha :(
çok mu boş boğazım ne!
önceki yazımın sonunda yazmaz olaydım o satırları.
ya ama neden yaaa:(
katil zanlısının çöpçü olduğunu düşünmeye başladım, zira çingene de sizlere ömür.
halbuki Karabük'ten akvaryum kumu da almıştım. nasipte o kuma gömmek varmış çingenem seni :(
akvaryum hobim başlamadan söndü ama ya :(
önceki yazımın sonunda yazmaz olaydım o satırları.
ya ama neden yaaa:(
katil zanlısının çöpçü olduğunu düşünmeye başladım, zira çingene de sizlere ömür.
halbuki Karabük'ten akvaryum kumu da almıştım. nasipte o kuma gömmek varmış çingenem seni :(
akvaryum hobim başlamadan söndü ama ya :(
28 Ekim 2010 Perşembe
Carassius auratus'un kavanozumdaki 20 saatlik ömrü

herşey laboratuvar temizliği sırasında tam teşekküllü bir akvaryum bulmamla başladı. "Kocaman bir akvaryumda başta nemo kılıklı, turuncu beyaz desenli balıklar ve pörtlek gözlü akrabalarını sersem sersem yüzerken saatlerce seyretme" hayalim için güzel bir başlangıç olacağını düşündüm. yüzme becerilerini sersem zarfıyla nitelemek kıskançça bir davranış oldu belki, ama benim de yüzgeçlerim olsa, en az onlar kadar başarılı olabilirim heralde:)
neyse, öğrencilerin de verdiği gazla şehre inen(!) arkadaşlara balık siparişi verdim. pek anlamadığım için, "ucuzundan bi iki tane" olarak açıklama yaptım. dün poşette gelen 3 adet balıkcığı pazartesi okuldaki akvaryuma kavuşturana dek kavanozda besleme düşüncem bir gün bile sürmedi :(
kelebeklerin 1 gün ömrü olduğu söylenir hep ama geçen haftalarda odama yerleşen kelebekten kira alacaktım artık, nerdeyse 1 hafta boyunca o duvar senin bu duvar benim yapıştı durdu sağa sola. Ama yazık, yavrum turuncu güzel kuyruklu japonum balığımı daha isim vermeden yan yatmış kavanozun dibinde buldum akşam :(
Küçükken abimin vardı, hep ölür dururlardı, yemleri de iğrenç kokardı, o günlere geri döndüm:)uzman tv izliyorum psikopatça tıklamadığım video kalmadı."AKVARİST"lik diye bir meslek olduğunu öğrendim, şu an benim yaptığım şey de "hobi balıkçılığı" olarak nitelendiriliyomuş. açlıktan ölmezlermiş, fazla yemden ölebilirlermiş, sanırım 1 günde 2 kez yem vermek ağır geldi :)otopsi yapmadım henüz plastik bardağa koyup buzdolabında saklıyorum naaşını, resmi tatildeyim, nasipse pazartesi artık :)neyse, birbirimize fazla alışmamıştık, daha çok üzülürdüm yoksa, vadesi dolmuş ne yapalım:(
evde beslemeye en uygun hayvan, sessiz sakin, çok seviyorum izlemeyi ama ben hastanedekiler gibi kocaman olanlardan istiyorum. Eğer şu miniklerle başedebilirsem işi büyütcem sonra:) balık çiftliği kurcam, ızgara alabalık :D
Akvaryumun suyu nasıl değiştirilir?
Hangi süs balıklarına aynı akvaryumda bakılabilir?
Hangi balıklar akvaryumda birlikte yaşayamaz?
Akvaryuma ne tür su konur?
Akvaryumun filtresi nasıl temizlenir?
Japon balığına nasıl bakılır?
Lepistes balığının özellikleri nelerdir?
Akvaryumlarda mutlaka çöpçü balığı olmalı mı?
daha pek çok şey öğrendim... bi tane de çöpçü almışlar, istememiştim ama, o da ölecek gibi, tuhaf davranıyo. stres en büyük düşmanıymış bunların, ölü balıkla yaklaşık 3-4 saat aynı kavanozda kalmak depresyona sokmuş olabilir kendisini. bi de kavanoz değiştirirken travma geçirdi sanki. zor işmiş azizim, evcil hayvan deyip geçmemek lazım, psikolojisini bile düşünmek gerekiyomuş hayvanın..
çöpçüye de çöpçü dememek gerekiyomuş, yani pis işler çevirmiyomuş, dipteki yemleri yediği için öyle deniyormuş, yoksa en az bir ciklet kadar bir lepistes kadar asil kendisi, çok küçük gerçi ama bıyıkları dudakları falan pek haşmetli olacak büyüyünce. Büyürse tabi inşallah, sağ kalır da..
neyse bir adet çingene ve bir adet de çöpçü var hala hareketli görünüyor şu anda. henüz tam emin değilim gerçi çingene japon mu yoksa yalnızca çingene mi ne deniyo??üzeri benekli falan kimle kimin kırması bilmiyorum. Yoksa bi çingenelik yapıp japonu o mu öldürdü acaba? Allahımmm pazar günü döndüğümde ya evde bi cesetle daha karşılşırsam???
lepistes alacam ya bunlar da ölürse, daha şık kuyrukları var, canlı doğuruyolarmış hem, özel hayatları da daha renkliymiş bunların,akvaryum şenlensin nüfus artsın..
neyse, öğrencilerin de verdiği gazla şehre inen(!) arkadaşlara balık siparişi verdim. pek anlamadığım için, "ucuzundan bi iki tane" olarak açıklama yaptım. dün poşette gelen 3 adet balıkcığı pazartesi okuldaki akvaryuma kavuşturana dek kavanozda besleme düşüncem bir gün bile sürmedi :(
kelebeklerin 1 gün ömrü olduğu söylenir hep ama geçen haftalarda odama yerleşen kelebekten kira alacaktım artık, nerdeyse 1 hafta boyunca o duvar senin bu duvar benim yapıştı durdu sağa sola. Ama yazık, yavrum turuncu güzel kuyruklu japonum balığımı daha isim vermeden yan yatmış kavanozun dibinde buldum akşam :(
Küçükken abimin vardı, hep ölür dururlardı, yemleri de iğrenç kokardı, o günlere geri döndüm:)uzman tv izliyorum psikopatça tıklamadığım video kalmadı."AKVARİST"lik diye bir meslek olduğunu öğrendim, şu an benim yaptığım şey de "hobi balıkçılığı" olarak nitelendiriliyomuş. açlıktan ölmezlermiş, fazla yemden ölebilirlermiş, sanırım 1 günde 2 kez yem vermek ağır geldi :)otopsi yapmadım henüz plastik bardağa koyup buzdolabında saklıyorum naaşını, resmi tatildeyim, nasipse pazartesi artık :)neyse, birbirimize fazla alışmamıştık, daha çok üzülürdüm yoksa, vadesi dolmuş ne yapalım:(
evde beslemeye en uygun hayvan, sessiz sakin, çok seviyorum izlemeyi ama ben hastanedekiler gibi kocaman olanlardan istiyorum. Eğer şu miniklerle başedebilirsem işi büyütcem sonra:) balık çiftliği kurcam, ızgara alabalık :D
Akvaryumun suyu nasıl değiştirilir?
Hangi süs balıklarına aynı akvaryumda bakılabilir?
Hangi balıklar akvaryumda birlikte yaşayamaz?
Akvaryuma ne tür su konur?
Akvaryumun filtresi nasıl temizlenir?
Japon balığına nasıl bakılır?
Lepistes balığının özellikleri nelerdir?
Akvaryumlarda mutlaka çöpçü balığı olmalı mı?
daha pek çok şey öğrendim... bi tane de çöpçü almışlar, istememiştim ama, o da ölecek gibi, tuhaf davranıyo. stres en büyük düşmanıymış bunların, ölü balıkla yaklaşık 3-4 saat aynı kavanozda kalmak depresyona sokmuş olabilir kendisini. bi de kavanoz değiştirirken travma geçirdi sanki. zor işmiş azizim, evcil hayvan deyip geçmemek lazım, psikolojisini bile düşünmek gerekiyomuş hayvanın..
çöpçüye de çöpçü dememek gerekiyomuş, yani pis işler çevirmiyomuş, dipteki yemleri yediği için öyle deniyormuş, yoksa en az bir ciklet kadar bir lepistes kadar asil kendisi, çok küçük gerçi ama bıyıkları dudakları falan pek haşmetli olacak büyüyünce. Büyürse tabi inşallah, sağ kalır da..
neyse bir adet çingene ve bir adet de çöpçü var hala hareketli görünüyor şu anda. henüz tam emin değilim gerçi çingene japon mu yoksa yalnızca çingene mi ne deniyo??üzeri benekli falan kimle kimin kırması bilmiyorum. Yoksa bi çingenelik yapıp japonu o mu öldürdü acaba? Allahımmm pazar günü döndüğümde ya evde bi cesetle daha karşılşırsam???
lepistes alacam ya bunlar da ölürse, daha şık kuyrukları var, canlı doğuruyolarmış hem, özel hayatları da daha renkliymiş bunların,akvaryum şenlensin nüfus artsın..

Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
