müzik dinlemeye, yeni şarkılar keşfetmeye mi pek fırsatım olmuyor, yoksa bu aralar pek iyi müziklere mi rastlamıyorum bilemedim..
Her şarkısını ezberlediğim Sıla pek sarmadı beni bu kez... bu albümde herhangi bir şarkısına dair bir söz öbeği bile kalmadı aklımda
Emre Aydın'ın yeni albüm çıkardığını, hatta daha çıkmadan şarkısının dillere dolanıp patlama yaptığını bile bi yarışma programından öğrendim. "beni biraz böyle hatırla" şarkısını merak ettim hemen baştan sona bi kez dinledim, bi yandan başka işle mi meşguldüm ki dinlerken ya da ruhumun meşgul çalışlarından mıdır acaba, yanıt vermedi yüreğim şarkıya. Bana önceki (kağıt evler) albümündeki "yoksun" şarkısını hatırlattı nakarat girişleri falan. onda "yoksuuuuun" diye bi yakarış, bunda da "hatırlaaaa" diye bir emir cümlesi...
Leyla ile Mecnun'un hüzünlü müziğine (geri dönme ud versiyonu) söz yazılsın süper bi şarkı olsun istiyorum mesela...
film soundtrack'lerine sardım bu ara..favorim "nightcall" depresif olsa da arabada iyi gidiyor
Dafniamın bana güzel müzik tavsiyeleri olurdu, "bak şu güzel dinle" diye, onu da özledim.
Kenan Doğulu'nun "bal gibi" diye bir şarkısı varmış, daha yeni keşfettim, böyle slow başlayıp, dan dan diye artan bir tempoyla yükselip giden şarkıları seviyorum.
bu şarkıyı dinlerken bi de baktım ki benim bir blog'um vardı, eskiden çokça yazdığım, onu hatırladım..
bir de baya eski şarkılara dönüş yaptım 80lerin şarkılarını keşfediyorum şimdilerde :)
Tiyamin (B1 vitamini: thiamine:C12H18N4OSCl2) eksikliğinde yorgunluk, depresyon, zihin bulanıklığı, fiziksel koordinasyonda bozukluk, iştah azalması, sindirim bozukluğu, başağrısı, sinir ve dolaşım sistemi hastalıkları, kas krampları, ödem gibi sorunlar baş gösterir.
11 Aralık 2012 Salı
16 Ekim 2012 Salı
uzunca bir aradan sonra...
yazı yazmayı özlemişim.. yalnız, yazmaya özlemimi tetikleyen şey yine hafif bir kırgınlık, depresiflik hali.. biliyorum bana yine hormonlarımın bir oyunu bu, bir de ders programımın olabilir.. fotoğraf çekmek, fotoşok(!) yapmak ve istanbul'a gidip ortaköy'de waffle yemek istiyorum.. ama bir saat sonra okula gidip eşek sıpalarına biyoloji anlatmam gerekiyor, işte durum böyle olunca da mutsuzluk çöküyor üstüme..
gidip neşeli bişeyler dinliyeyim en iyisi
gidip neşeli bişeyler dinliyeyim en iyisi
8 Haziran 2012 Cuma
kurtuldum esaretten!
bu kadar kolaymış halbuki...
mutsuzluktan falan da ölmüyomuşum!
kendimi tebrik ediyorum, kararlarımın arkasında durmaya devam ediyorum..
yeni başlangıcıma, yeni hayatıma 3 hafta kala mutlu, umutlu bekliyorum günlerin geçmesini
mutsuzluktan falan da ölmüyomuşum!
kendimi tebrik ediyorum, kararlarımın arkasında durmaya devam ediyorum..
yeni başlangıcıma, yeni hayatıma 3 hafta kala mutlu, umutlu bekliyorum günlerin geçmesini
10 Nisan 2012 Salı
nasıl bir sendrom?
nasıl bir pms anlamıyorum! 7 gün boyunca sürecek mi acaba? o zaman az kaldı! yarın son! geçecek, geçecek.. bu gün özel, bu gün güzel bi gün! ama içimde tarifsiz bir hüzün var!
sanırım meşgul olmam gereken şey internet değil; hatta uzak durmam gereken en önemli şey internet! ardından da funda arar! ve tüm hüzünlü şarkılar...
sanırım meşgul olmam gereken şey internet değil; hatta uzak durmam gereken en önemli şey internet! ardından da funda arar! ve tüm hüzünlü şarkılar...
11 Şubat 2012 Cumartesi
"abla olmak"
ya da başlık "gözlüklü olmak" mı olmalıydı?
bugün uzun bi aradan sonra dışarı gözlükle çıktım; okul-ev arasını saymıyorum. Markette kasadaki kız (A101): "abla .... lira" dedi.
oha! bildiğin çam yarması gibi en az 23 yaşlarında olabilecek kız; 1.55 boyunda, bildiğin minyon çıtır tiyamin'e, bana, "abla" dedi!
evet, öğrencilerim haklı, gözlük beni yaşlı gösteriyo
arkadaşlarımın çocukları için "teyze" olabilirim ama;
kasiyer kız, sana sesleniyorum:"bana bi daha abla dersen, seni KOB'a şikayet ederim :P
(KOB: kasiyerler odası başkanlığı:P )
ama bodur tavuk her dem taze, bunu da bil :)
bugün uzun bi aradan sonra dışarı gözlükle çıktım; okul-ev arasını saymıyorum. Markette kasadaki kız (A101): "abla .... lira" dedi.
oha! bildiğin çam yarması gibi en az 23 yaşlarında olabilecek kız; 1.55 boyunda, bildiğin minyon çıtır tiyamin'e, bana, "abla" dedi!
evet, öğrencilerim haklı, gözlük beni yaşlı gösteriyo
arkadaşlarımın çocukları için "teyze" olabilirim ama;
kasiyer kız, sana sesleniyorum:"bana bi daha abla dersen, seni KOB'a şikayet ederim :P
(KOB: kasiyerler odası başkanlığı:P )
ama bodur tavuk her dem taze, bunu da bil :)
30 Ekim 2011 Pazar
samsun'da 21 saat..
3,5 yıl sonra samsun'da... farklı nedenler, farklı yüzler.. üzerime sirayet eden denizin hırçınlığı, gökyüzünden gözlerime inen bulutlar, içimde vuran dalgalar ve beni bu halimle seven, gözlerime bakıp "gül" diyen yarim...
11 Ekim 2011 Salı
yine yazı bekler miyiz?
belki unuturuz onu
tüm kasımdan kalma çiçekler gibi
arasına koyarız şarkı yazdığımız
kırık hayaller saklı defteri
tüm kasımdan kalma çiçekler gibi
arasına koyarız şarkı yazdığımız
kırık hayaller saklı defteri
belki de saklarız onu
kalbimizde bir delik açar gibi
belki denize ulaşır içimizdeki nehirler bir gün
yine yazı bekleriz
kalbimizde bir delik açar gibi
belki denize ulaşır içimizdeki nehirler bir gün
yine yazı bekleriz
Ah nasıl bir şarkıdır bu.. "sonra yedi bahar geçer, o yaz hiç hiç gelmez"
aşk tesadüfleri sever filminde dinlediğimde hoşuma gitmişti ama üstünde durmadım, zira serdar ortaç, demet akalın dinleme dönemindeydim o sıralar. iyi gelmezdi bu şarkı..şimdi de iyi gelmedi.. sonbaharın melankolisi mi, yağmurlar mı hep hüzünlendiriyor beni? gördüğüm rüyalar mı?
yazı beklemek biraz merak, heyecan ve hüzün veriyor şimdi..
yazın bizden gün gün uzaklaşmasını izlemek; aşkı bitmeden ilişkisini bitiren bir sevgilinin ardından bakmak gibi.. Elden gelen yalnızca beklemek ve uzaktan izlemek...
HER ŞEYDEN BİRAZ KALIR.
Kavanozda biraz kahve, kutuda biraz ekmek, insanda biraz acı...
9 Ekim 2011 Pazar
bu bir rüya, bu bir dua..
(bknz: ezginin günlüğü-rüya)
(bknz: gökhan türkmen-bir rüya)
(bknz: tepetaklak)
ve hatırladım ki !
hatırla sevgili'de (bu zamana kadar hevesle heyecanla izlediğim tek diziydi) Yasemin ve Necdet'in (aslında Ahmet'in) kızının ismi de Rüya idi... Samet gibi.. o farklı biraz daha ama yine de çağrıştırdı işte..
(bknz: gökhan türkmen-bir rüya)
(bknz: tepetaklak)
ve hatırladım ki !
hatırla sevgili'de (bu zamana kadar hevesle heyecanla izlediğim tek diziydi) Yasemin ve Necdet'in (aslında Ahmet'in) kızının ismi de Rüya idi... Samet gibi.. o farklı biraz daha ama yine de çağrıştırdı işte..
21 Eylül 2011 Çarşamba
yeni eğitim-öğretim yılı
hiç kaldıramıyor bünyem böylesine değişimleri!
hayatımın en büyük pazartesi sendromunu yaşadım sanki...
insan buna da alışıyormuş, dayanıyormuş bütün gücüyle..
dilimde ferhat göçer'in şarkısı hani şu yaprak dökümü dizisiyle özdeşleşen:
evimi, ocağımı, yuvamın sıcağını, yarimin kucağını bıraktım...
hayatımın en büyük pazartesi sendromunu yaşadım sanki...
insan buna da alışıyormuş, dayanıyormuş bütün gücüyle..
dilimde ferhat göçer'in şarkısı hani şu yaprak dökümü dizisiyle özdeşleşen:
evimi, ocağımı, yuvamın sıcağını, yarimin kucağını bıraktım...
11 Haziran 2011 Cumartesi
25 Nisan 2011 Pazartesi
Bir Öykü...
doldu süre, bize bu bile çoktu
bir hayaldi.. yok oldu..
"yeter" demek yetmez ki bazen!
ah içimde bir öykü ağıtlarla biter
bir hayaldi.. yok oldu..
"yeter" demek yetmez ki bazen!
ah içimde bir öykü ağıtlarla biter
17 Şubat 2011 Perşembe
burnunun direği sızlamak
Türkçe bilgime, deyim-atasözü dağarcığıma güvenirdim. ama tabi öğrenilecek daha çooook şey varmış. Meğer deyimlerimiz öyle hep mecaz anlamlı değilmiş, bilimsel verilere de dayanıyormuş azizim...
"burnunun direği sızlamak" deyiminin "içi parçalanmak" anlamında kullanıldığını sanıyordum, hani böyle üstü başı yırtık pırtık, zayıf, perişan bir çocukcağız görürsün sokakta, acırsın, işte o zaman; ya da birisi hayatını kaybeder geride kalan sevenlerini ağlarken görürsün, için acır öyle burnunun direği sızlar... Sanıyordum ki, değilmiş! burnumun direği sızlayınca anladım neden olduğunu.
Görülenlerden, hatırlananlardan, hem hüzünlenip, hem mutlu olup, derin bir iç çektikten sonra ciğerlerden yukarı doğru ilerleyerek dışarı çıkmaya çalışan hava ile dışarı akamayan göz yaşı arasında ne geçiyorsa artık, hem kalbi hem de burnun o kemiğini sızlatabiliyormuş.
"Özlem duygusunun beyne iletilmesiyle, beynin burun mukozasına yolladığı bir asit sonucu hissedilen durum" muş bu... tercüman-ı ahval-i tiyamin :)
Acıma hissi değilmiş deyimdeki, yanlış biliyormuşum, yaşayarak öğrendim, düzelttim kavram kargaşamı, yapılandırdım kendimi:)
ve tüm bunlara sebep olan 21.08.09 tarihli bir maildi...
"burnunun direği sızlamak" deyiminin "içi parçalanmak" anlamında kullanıldığını sanıyordum, hani böyle üstü başı yırtık pırtık, zayıf, perişan bir çocukcağız görürsün sokakta, acırsın, işte o zaman; ya da birisi hayatını kaybeder geride kalan sevenlerini ağlarken görürsün, için acır öyle burnunun direği sızlar... Sanıyordum ki, değilmiş! burnumun direği sızlayınca anladım neden olduğunu.
Görülenlerden, hatırlananlardan, hem hüzünlenip, hem mutlu olup, derin bir iç çektikten sonra ciğerlerden yukarı doğru ilerleyerek dışarı çıkmaya çalışan hava ile dışarı akamayan göz yaşı arasında ne geçiyorsa artık, hem kalbi hem de burnun o kemiğini sızlatabiliyormuş.
"Özlem duygusunun beyne iletilmesiyle, beynin burun mukozasına yolladığı bir asit sonucu hissedilen durum" muş bu... tercüman-ı ahval-i tiyamin :)
Acıma hissi değilmiş deyimdeki, yanlış biliyormuşum, yaşayarak öğrendim, düzelttim kavram kargaşamı, yapılandırdım kendimi:)
ve tüm bunlara sebep olan 21.08.09 tarihli bir maildi...
3 Şubat 2011 Perşembe
kaç yanlış daha lazım?
ilk kez bu gün yani dün, arkadaşımın çocuğunu sevdim! aman Allahım o nasıl bir güzelliktir, o gözler, düğme gibi dudaklar, noktacık gamzeler... tam bir cimcime minik Eylül! annesi her ne kadar "teyzeleri" olarak tanıştırsa da bizi, "gel ablacım" diye sevmekten alıkoyamadık kendimizi:) sanki Tuğba annesi değil de, geçerken biri bırakmış da ilgileniveriyomuş gibi.. evli, mutlu, çocuklu; ama eski Tuğba.. yıllardır görüşmemekten ötürü hiç bir soğukluk yok.. seviyorum arkadaşlarımı, dostlarımı...
konuşmadığım şeyler var, geçiştirdiğim...
aklımla gönlümün savaşında saklandığım şıklar hep yanlış, ne yazık ki bunu biliyorum. Acaba kaç yanlış beni doğruya götürecek? bu kez tepetaklak düşmeden mi hata yapacağım?
geçimsizim bu günlerde.. (bkz: şubat) (bkz: tepetaklak)
konuşmadığım şeyler var, geçiştirdiğim...
aklımla gönlümün savaşında saklandığım şıklar hep yanlış, ne yazık ki bunu biliyorum. Acaba kaç yanlış beni doğruya götürecek? bu kez tepetaklak düşmeden mi hata yapacağım?
geçimsizim bu günlerde.. (bkz: şubat) (bkz: tepetaklak)
11 Ocak 2011 Salı
simsimetrik
2011'in ilk simetrik tarihi..
boğazlarım acıyo, bacaklarım ağrıyo ve uykudan ölüyorum..
ama mutluyum
bu mutluluğu ziyan etmeden yazayım dedim 2 satır da olsa
perşembeyi bekliyorum, iyi haberler umuyorum
boğazlarım acıyo, bacaklarım ağrıyo ve uykudan ölüyorum..
ama mutluyum
bu mutluluğu ziyan etmeden yazayım dedim 2 satır da olsa
perşembeyi bekliyorum, iyi haberler umuyorum
2 Ocak 2011 Pazar
29 Aralık 2010 Çarşamba
Vega - Serzeniste
nostaljim geldi haftasonu, özlemişim bu şarkıları.
sakinleştirilmeye ihtiyacım var galiba ..
sakinleştirilmeye ihtiyacım var galiba ..
20 Aralık 2010 Pazartesi
terliklerimle gelsem sana, sonunda aşkı bulmuş gibi...
gecelerden uykum eksik
yüzde tebessüm
elimde elin eksik
yaşlı hep gözüm
12 Aralık 2010 Pazar
gerçekleşmeyen kar tatili :(
sevincim kursağımda kaldı. Gerçi bunun için önce kursak sahibi olmak lazım sanırım, o da kuşlarda vardı en son, darwin amcaya göre bizde körelmiştir heralde. her neyse yağmayan kar nedeniyle okullar tatil olmadı:(
http://www.ntvmsnbc.com/id/25159485/
heeey hey anadolu ajansı yalan haber geçme, ntvmsnbc sen de yayınlama!
hidayet bey : " yarın eğitim-öğretim normal seyrinde devam edecektir"
işte o kadar! hido ne derse o :)
of çok zamandır yazamadım! ama tarihleri rezerve edecek vakit buldum en azından;)
http://www.ntvmsnbc.com/id/25159485/
heeey hey anadolu ajansı yalan haber geçme, ntvmsnbc sen de yayınlama!
hidayet bey : " yarın eğitim-öğretim normal seyrinde devam edecektir"
işte o kadar! hido ne derse o :)
of çok zamandır yazamadım! ama tarihleri rezerve edecek vakit buldum en azından;)
30 Kasım 2010 Salı
28 Kasım 2010 Pazar
"DOLLS"

film başlarken ne olduğunu anlayamıyorsunuz. Japon kıyafetleri giydirilmiş kuklalar ve onları oynatan koca koca adamlar, bana pek anlamlı gelmeyen şiirsel sözleri veya maniyi, bilemiyorum artık japon kültüründe nasıl adlandırılıyorsa, seslendiren kulak tırmalayıcı bir ses...
ama sonra...
sonrasında masalsı görüntüler eşliğinde masalsı bir aşk hikayesi, hatta hikayeleri...
Hollywood filmleri aksine tek bir öpüşme sahnesi bile içermeyen, "aşk film böyle olur" dedirten bir japon yapıtı.
Ağır bir tempoda ilerliyor, belki sıkıcı gelebilir, bu nedenle izlemek için yalnız ve uygun ruh hali içinde olmak gerekiyor sanırım, hafif melankolik...
yalnız izlenmeli, çünkü gözyaşlarını tutmak istemiyor insan. Bazen tebessüm etseniz de film sonunda özellikle çok çok kısa bir sahne tekrar dolduruyor gözleri.
Aşkın yarattığı mutsuzluğa rağmen nasıl bir umut ve sabır var ettiğini, "fedakarlık" kelimesinin neyle eş anlamlı olduğunu anlamaya çabalıyorsunuz film boyunca, ancak öyle akıl almaz ki...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
