Tiyamin (B1 vitamini: thiamine:C12H18N4OSCl2) eksikliğinde yorgunluk, depresyon, zihin bulanıklığı, fiziksel koordinasyonda bozukluk, iştah azalması, sindirim bozukluğu, başağrısı, sinir ve dolaşım sistemi hastalıkları, kas krampları, ödem gibi sorunlar baş gösterir.



26 Temmuz 2010 Pazartesi

for 730 days

Gün uzun türküsünü bitirdi
Karlı dağlara yürüdü karanlık
Yalnızlık çekilmez bu vakit,
Delirdi denizde yosun, çayda balık,
Gel artık...
(64, 65th bigger)

12 Temmuz 2010 Pazartesi

veee 29 yaşında DÜNYA KUPASI!




bu da ispanya'nın Burcu Esmersoy'u : "Sara Carbonero" (sevgilisiyle röportaj yapmakta)

10 Temmuz 2010 Cumartesi

gördün mü 25 oldum!

iyi ki doğdum gördün mü 25 oldum!
özgürüm ayaklandım, durmadım kanatlandım
koşup ilerliyorum!

annem " ben seni daha dün doğurdum ne zaman 25 oldun" tepkisiyle karşıladı göz açıp kapayıncaya kadar geçen 24 yıllık yaşamımı.

farklı "1dk 36 sn" geçirdim bu 9 temmuz'da hala anlamlandıramadığım...

canım annem, babam, arkadaşlarım, dostlarım... güzel hediyelerim :))
5 yıl daha seveceğim doğum günlerimi, sonrası meçhul..

Rabbim ömrümü hayırlı, hayırlara vesileli tamamlamayı nasip et.

28 Haziran 2010 Pazartesi

baş eğdim yine aşka; ama bu son saygı duruşu


seni karanlıklara bırakmak istemezdim
anılarımı solmuş çicekle süslemezdim
ardından acıtacak bir tek söz söylemezdim
ben hiç hak etmedim ki böyle unutuluşu



yine şarkılardan...
kısa bi analiz olacak bu kez. hatta analiz de değil öyle kısa bi saçmalamaca..

ilk dinlediğimde çok dikkat etmemiştim ama sonradan beğendim sözlerini.
hatta çok kötü hissettim son satırda...
"ben hiç haketmedim ki böyle unutuluşu"

hep inandığım, dile getirdiğim cümleydi. -herkes hakettiği gibi yaşıyor- şimdi inkar etmek istiyor canım kısmen de olsa...

25 Haziran 2010 Cuma

i love you because i know no other way

i do not love you as if you were salt-rose, or topaz,
or the arrow of carnations the fire shoots off.
i love you as certain dark things are to be loved,
in secret, between the shadow and the soul.

i love you as the plant that never blooms but carries in itself the light of hidden flowers;
thanks to your love a certain solid fragrance,
risen from the earth, lives darkly in my body.

i love you without knowing how, or when, or from where.
i love you straightforwardly, without complexities or pride;
so i love you because i know no other way
i love you without knowing how, or when, or from where.
i love you straightforwardly, without complexities or pride;
so i love you because i know no other way

that this: where i does not exist, nor you,
so close that your hand on my chest is my hand,
so close that your eyes close as i fall asleep.
(Pablo Neruda)

(PATCH ADAMS)

10 Haziran 2010 Perşembe

iyiyim ben, hep aynı şeyler işte...

nisan ayının başında Emre Aydın'ın yeni albümü çıkmıştı. çağrışım yapmalıydı, bi uyarıydı bu!
hatırlamadım, aklıma getirmek istemedim..
geç kalmıştı,
2008'in haziranında bir albüm bekliyordum halbuki...
aradan o kadar zaman geçmişti
Freud'a göre savunma mekanizması, bana göre körlük belki de aptallık...


dalgınlık işte, dinleyemedim seni pek Emre Aydın.....

fevgo'yu gripin daha güzel coverlamıştı. "durma yağmur" daha etkileyiciydi mevsimsel olarak da. nasılsa "beni unutma" emir cümlesini kullanmak gereksizdi. kimsenin beni unutmayacağını sandığım benmerkezci ergenler gibiydim. beni üzen şeyleri görmezden geldim söner nasılsa diye ama bi baktım ki kıvılcımlar sıçramış etrafa. farketmemişim onca zaman.
yandı, yandı, yandı....
12 saat sürdü söndürme çalışmalarım damla damla...




"inan pek yeni bir şey yok"
şarkının 1.45sn-1.50sn arası 5sn bile Emre Aydın'ı sevme sebebi

"bir bitmeyen gece bıraktın
ve üç nokta düşürdün
belli etmedim ben pek, tenhalaştım"


nasıl bir şarkıdır bu!
burdan sonrası Emre Aydın'a hayran kalma sebebi...

"iyiyim ben
hem sen tanırsın beni
ne yapsam ne söylesem
o geç kalmışlık hissi"


zaman mekan hiç farketmez, bu şarkıyı her dinlediğimde ağlayabileceğimi düşünüyorum..



2 Haziran 2010 Çarşamba

Hoşça Kal!

sen öyle sana benzeyen herşey gibi
erirken avuçlarımda ben unutuyorum

hoşçakal olacaklar sensiz olsun
daha durmam boşluklarında
ben unutuyorum

30 Mayıs 2010 Pazar

herkesi unutur da yüreğin beni saklar birtanem!

şarkıyı megaloman hale dönüştürüp söylemeyi seviyorum.. favorilerim arasında: biraz ayrılık biraz hüzün!
diğer şarkım gülşen'den. kendisinden tiksinsem de şarkıyı beğeniyorum:

"Olmayacak bişeydi zaten sen ayrı ben senden ayrı
Kimsenin suçu yok tanrı bile kabul etmedi duaları
Hiç yaşanmamış süsü versem silip detayları
Öğrenecek elbet yürek düşüp yeniden ayaklanmayı
Çok olmayanı, yok saymayı.."

offfff!... of! bugün mideme yumruk yemiş gibiyim yine.
"yüzük alırdık"!!! (nasıl ya?)
"seni seviyorum yetmez mi?" (hayır)
(-yani bildiğin pastane nişanı-) (yuh!)
"kem-küm!"
"ben takıcam" (aferin)

kesinlikle ders çalışmam lazım! 20 gün içinde yapılacak en mantıklı iş!

26 Mayıs 2010 Çarşamba

güneşimden kaç!

kurumuş güller, hanımeli kokusu, acı nescafe tadı, gecenin henüz ürpertisini hissettiğim soğuğu...
kararsızlık, vicdan muharebesi ve muhasebesi, sezen aksu: hoş geldin, m.ceceli: tenlerin seçimi... 23 mayıs..tanımlamaya vakit bulamadım yine.. her yıl olduğu gibi tuhaf bir gün.. yine ilk ve son temalı..



a quote from remember me: "eğer beni duyabilseydin, parmak izlerimizin dokunduğumuz hayatlardan kaybolmadığını söylerdim"

yazmak rahatlatmıyor, içimdekileri dillendirmeye korkuyorum, yol almak istemiyorum, yanlış betimlenme ihtimalimi sevmiyorum... arif olan anlar mı? bilmesini istemiyorum , üzülmesini de...

29 Nisan 2010 Perşembe

much success, no stress, and lots of happiness

now that you are out of my life, i'm so much better
you thought that i'd be weak without ya, but i'm stronger
you thought that i'd be broke without ya, but i'm richer
you thought that i'd be sad without ya, i laugh harder
you thought i wouldn't grow without ya, now i'm wiser
you thought that i'd be helpless without ya,but i'm smarter
you thought that i'd be stressed without ya, but i'm chillin' :))
dertlerimi sayfa sayfa savururken, zaman ne demek adını sende unutmak istiyor muyum emin değilim, ama mutluyum!
hayat biz plan yaparken karşımıza çıkanlar,
bela,şer sandıklarımızın arasındaki hayırlara vesileler...
kim bilir!
ama teşekkürler!

28 Nisan 2010 Çarşamba

just a beautiful liar;))

it's not worth the drama
for a beautiful liar
can't i laugh about it?
it's not worth my time
i can live without 'em
just a beautiful liar ;)

but the answer is simple
he's the one to blame !

25 Nisan 2010 Pazar

unuturum!

unutursun, unutursun,
zaman geçer avunursun
isyan etsen de derinden
hayat tutar ellerinden

önce yaşayamam zannedersin acından
"ben de gidiyorum, kalamam" dersin kahrından
bunun için merhamet dilersin tanrından
duymaz kimse sesini, bıkarlar gözyaşından...

hani geçmeyecek gibi gelir günler
hiç aydınlanmayacak kapkaranlık geceler
kabuslar içinde dilin adını heceler
paylaşamazsın acını, yalnız yaşanır dertler...

sonra bir sabah uyanırsın hayata
bakarsın durmamış dünya; dönüyor etrafında.
anlarsın eskisi gibi olmaz bir daha
ama yepyeni bir güçle sarılırsın hayata

o gün gelir unutursun
(playlist track 35)

14 Nisan 2010 Çarşamba

neredeyse inanmazdım!!!

niye böyle üzüyor ki beni sıradan bi kaç kibar cümle?
niye hatırlatıyor ki...
birden tuhaflaşıyorum, kabul! özellikle saat 12'yi geçtikten sonra.
beklediklerim olmayınca..
ama öyle kırılmaya müsaitim ki!
ceceli dinlemek de yaramıyor zaten.

"inansaydım, yanar mıydım, kalır mıydım savunmasız, çaresiz, çocuk gibi?"

the playlist track 35! seni dinlemek istemiyorum 20 gün sonra!
the playlist track 40! lütfen sen ol dilimdeki şarkı!

10 Nisan 2010 Cumartesi

counting down!

işletim sistemimi yıllardır vista kullanmanın hüznünü atmış durumdayım! yaşasın windows 7!!! ya 2,5 yıldır resmen işkence çekmişim, nasıl sabretmişim şaşıyorum kendime.
neyse artık "fast and hilarious" oldum :))


keşke sınav giriş yerleri de internetten öğrenilse artık. duy sesimi ösym!
neyse merakla beklenen ikinci sınav giriş belgem de geldi. öss'ye girdiğim 2004'ten beri ösym'den gelen bir zarf böyle heyecanlandırmamıştı beni perşembeye kadar..


simetrik tarih hatrına saçmalıyorum, aslında ders çalışmam lazım.
sınavdan bir gün önce çalışma mantığı öğretmen olunca da değişmiyor. yumurta-kapı geleneği..
Allahım sen önce 12.sınıflarıma yardım et, benim netlerimi onlara paylaştır ya Rabbim!

16 Mart 2010 Salı

tatil istiyorum!


yorgunluktan ölmüyorum, başımı kaşımakla birlikte yastığa koyup saatlerce dinlendirebileceğim zamanım da var ama şu fotoğrafı görünce hafta sonu+ cuma haricinde ayrı özel bir tatili nasıl nasıl çekti canım anlatamam. ya bi de oraya müsait bir yere hamak eklersek hayallerimin tatil mekanı diyebilirim heralde. off ya! kurtulur muyum bunalımdan hamakta sallansam :(

yaza çok var ama.. karla bağışık yağmur yağıyor sürekli... kaçmak istiyorum burdan bi iki günlüğüne

8 Mart 2010 Pazartesi

durma yağmur durma...

camın gerisinden seyrediyorum yağmuru..


ıslanmayı sevmiyorum, hava soğukken bir de geçmeyen kuru öksürük...


başa alıp alıp gripin dinliyorum. bayıldım bu şarkıya.


hiç bişey yapasım yok, hiç!


duayı duaya ekliyorum,


bekliyorum...

28 Şubat 2010 Pazar

unutulmuş muydum???

bugün nasıl öyle bir haykırışta bulundum bilmiyorum. telefonun ucundaki annem benim kadar şaşırmadı sanırım. bir an öyle kalakaldım; içim rahatlayacak sanıyordum ama şimdi hiç huzurlu hissetmiyorum kendimi...

bir gün; beni nasıl paslı bir makasla,

nasıl derinden budayıp gittiğini fark ettim...

yeni bir filiz veremeyecek kadar derindi kesip attıkların;

sensizlikle oluşmuş hastalığıma senin bile çare olamayacağını,

benim için artık çok gecikildiğini anladım.

13 Şubat 2010 Cumartesi

ne oluyor bana ya!

sevgili Berna,
seni tanımıyorum henüz, yani cismen.
ancak bugün tarafımdan aşırı şekilde kıskanıldın.
hatta aşırı şekilde de gıcık olundun.
yazmak istedim
haberin olsun
heyheylerim üstümde:))
ayrıca sevgili Hatice,
MSN'de sürekli düşüp tekrar online olup sağ altta fotoğrafınızı sürekli görmekten irrite oldum. tez vakitte internetiniz kesilsin inşallah :P
"irritated" seviyorum bu kelimeyi, lakin tam türkçe karşılığı yok sanırım.
en iyisi uyumak!
internet beni huysuz yapıyor sanırım...

29 Ocak 2010 Cuma

DöN - Mustafa Ceceli

offf ne şarkı !!!
sırf bu şarkıyı en derinden hissetmek, acıyla kıvranmak için, en sevdiceğini bi yere gönderir, sonra acıtasyon yapmak için "repeat track" ayarlayıp bıkmadan usanmadan aynı sözleri tekrarlayarak yatıp kalkıp dinleeer durur insan.. mazoşist bi insan yani...
çok mu ruhsuzlaştım ne?!?
yok yok gerçekten takıldım bu şarkıya, ama neden bilmiyorum. dönecek kimse de yok ki.. yani dönme eyleminin gerçekleşmesi için öncelikle bir "gidiş" olması gerekir, haliyle de onun evvelinde bir "geliş"..
bu bir şarkı analizi olacak, canım çekti.
söylemeden edemicem, rahatsız eden bi yer var beni. şarkının girişindeki yalın çello basıyor sanırım do sesiyle ( ah bak kemanımı özledim akrabasından bahsedince )

hah işte şarkıda dakika:1 gol:1!
tam orası, sanki bilgisayara yeni donanım takmışsın gibi! ne o öyle yaaa!
bi an noluyo ya bilgisayara diye irkildim hatta. hiç hoş gelmedi kulağıma, gerçi 15. dinleyişten sonra alıştım ama.. ı ıh olmamış.. neyse, bu "dınnn dı- dıın dı- dıın dı- dıınnn "sesinden çok puan kırmıyorum Ceceli, olmasın bi daha böyle. gerçi ben seni "unutmadım, unutamam, kara sevdam merak etme; yaşamaksa yaşadım lakin, canımın çoğu kaldı sende" dediğinde sevmiştim ilk kez, onun hatrına affettim hadi, 100! otur yerine, seni hastalığımda sağlığımda tv'de göreyim, güneşin doğduğunu battığını senle izlemeye gerek yok, Allah sahibine bağışlasın :)

Allahımmm 12 gün tatilimi yiyenler beter olsun beni bu hale düşürenler..!
herşeyde bi hayır vardır sabır tiyaminim...!
nerde kaldık?
nakarattaki sözler gayet sıradan ama niye bu denli hoş geliyor anlamadım. Candan abla gibi felsefe yapmamış, Feridun abi gibi kelime oyunları yok, ama Orhan veli şiiri misali hoş bir yalınlık, basitlik var. ve en sevdiğim şekilde nakarat sabırsızlıkla bekletiyor kendini ve ince ince işliyor. çok tekrarlayıp nakaratı sıkmamış da. şarkının ikinci bölümü de farklı dizelerden oluşmuş ve ilkinden daha kısa, sevdiğim şekilde, tekrar aferin.(ama ikinci kısımda sevmediğim bi yer var aşağıda belirttim) vee şarkıya son noktayı da, vokallerinin git gide azalan seslerinden sıyrılan sayın Ceceli yalın sesiyle "yalansız" diyerek koyuyor...


çoğaldı gitgide yokluğun dağ gibi
atılmış üzerine ağ gibi

zaman ilaç değil, yanmaya alıştıran
hepsi sönse de yanan tek bir çerağ gibi
( topraktan ya da metalden yapılan, içinde yağ yakılan kandil veya çıra anlamındaymış. bilmiyordum öğrendim sayende sağol Ceceli, +1 sözcük ekledim dağarcığıma)

kim bilir kaç ilkbahar yaz
sonbahar kış, aylar mevsimler derken
seneler sensiz geçti
büyüdü ağaç oldu çoktan ektiğimiz fidanlar
( bak burayı da sevmedim, "tohumlar fidana, fidanlar ağaca, ağaçlar ormana dönmeli yurdumda" şarkısı gibi, gerçi senin suçun yok Sezen abla yazmış)
gölgesinde kaç gün geceyi zor ettim

dön dayanamıyorum artık
dön bu ne çok yalnızlık
çık gel ne olursun apansız
hadi dön, hadi dön, hadi dön yalansız

uzayıp giden yollara kitlenmiş gözlerim
(kitlenmek ne ya öle bi kelime yok, uydurma, canım benim o "kilitlenmek" yapma Sezencim kocaman kadınsın ya, böylesine naif bi şarkıda böyle uyduruk yeni türemiş bi kelime hiç hoş durmuş mu)
tükenmiyor ümit, bir olmazı bekliyorum
bulur mu bulur beni de günün birinde bir mucize
duayı duaya ekliyorum
(pek yakın hissettim kendime burayı sevdim)

dön dayanamıyorum artık...
( i think so Ceceli)


bi şarkı için bu kadar çok laf edilir mi yaa.. ben ederim! :)