Tiyamin (B1 vitamini: thiamine:C12H18N4OSCl2) eksikliğinde yorgunluk, depresyon, zihin bulanıklığı, fiziksel koordinasyonda bozukluk, iştah azalması, sindirim bozukluğu, başağrısı, sinir ve dolaşım sistemi hastalıkları, kas krampları, ödem gibi sorunlar baş gösterir.



30 Ağustos 2008 Cumartesi

yine can dündar'dan..


Bavulları hep toplu durmalı insanın...
Bir gün telefonların hiç çalmayabileceği hesaplanmalı...
Tül perde arkasından

misafir yolu gözlemekten vaz­geçmeli...
İhanetlere, terkedilmelere, bir başına bırakılmalara
hazırlıklı olmalı...
Yalnızlığa alışmalı...
* * *
Çünkü "omuz omuza" günlerin vakti geçti.
Dayanışma... günümüz borsasının
değer kaybeden hisse senet­lerinden biri artık...
Bireyin keşif çağı,
geride kı­rık dökük yalnızlıklar bıraktı.
Terörün bile bireyselleştiği çağdayız.
Zaman, birlikten kuvvet doğurma zamanı değil;
zaman, tek başına dimdik ayakta kalabilmeyi
becerme zamanıdır.
* * *
İşte o yüzden alışmalı yalnız­lığa...
Sokaklar dolusu ıssızlıkla
başbaşa yaşamayı göze almalı insan...
Güvendiği dağlardaki karlara bakıp ders çıkarmalı...
Hüzünlü bir şarkıyla paylaşı­lan gecelerde
başım dayayacak bir omuz arama huylarından vazgeçmeli...
Sofrada tek tabağa, tabakta az yemeğe alışmalı...
Romanlardan yalnızlığı yücelten paragraflar asmalı
evin en görünür duvarlarına...
"Yalnızlık paylaşılmaz/ Paylaşmılsa yalnızlık olmaz"
dizeleriyle başlamalı güne...
Telesekretere
"şu anda size cevap verebilecek kim­se yok" denmeli,
"... belki de hiçbir zaman olmayacak..."
Cevapsızlığa, sessizliğe ısınmalı...
* * *
Oysa sessizlik haksızlığa alkıştır.
Haklılığın onuru yaşatır insanı...
Susmanın utancı öldürür.
O yüzden en sessiz gecelerde
''doğruydu, yaptım"la teselli bulmalı insan...
Feryada komşuların yetişmemesine,
soğuk duvar diplerinde sessizce ağlaşmaya alışmalı...
Kendiyle he­saplaşmaya çalışmalı...
Gece yastıkla ağlaşmaya, sabah aynayla gülüşmeye,
kendiyle hüzünlenip, kendiyle keyiflenmeye hazır ol­malı...
Hep başını alıp gidebilecek kadar cesur,
ama hep kalıp savaşacakmış kadar gözüpek olabilmeli...
Sessizliği, sese dönüştürebilmeli...
* * *
Ve sırt çantasını her daim hazır tutmalı insan...
Yollarla barışmalı...
Yalnızlığa alışmalı...





yine şiir çok güzel, yollarla barışıyorum, ancak yalnızlığa alıştığım veya alışmaya niyetim yok. ağustos'un sonunda bi yazı daha olsun istedim, kendi cümlelerimi dizelemeye eriniyorum(!:)) bu aralar kopyala- yapıştır kolay geliyo..

14 Ağustos 2008 Perşembe

ANLADIM...


bunca zaman bana anlatmaya çalıştığını,kendimi bulduğumda anladım.
herkesin mutlu olmak için başka bir yolu varmış,
kendi yolumu çizdiğimde anladım..
bir tek yaşanarak öğrenilirmiş hayat, okuyarak,dinleyerek değil..
bildiklerini bana neden anlatmadığını, anladım..
yüreğinde aşk olmadan geçen hergün kayıpmış,
aşk peşinden neden yalınayak koştuğunu anladım..
acı doruğa ulaştığında gözyaşı gelmezmiş gözlerden,
neden hiç ağlamadığını anladım..
ağlayanı güldürebilmek,ağlayanla ağlamaktan daha değerliymiş,
gözyaşımı kahkaya çevirdiğinde anladım..
bir insanı herhangi biri kırabilir, ama bir tek en çok sevdiği
acıtabilirmiş,
çok acıttığında anladım..
fakat,hakedermiş sevilen onun için dökülen her damla gözyaşını,
gözyaşlarıyla birlikte sevinçler terkettiğinde anladım..
yalan söylememek değil, gerçeği gizlememekmiş marifet,
yüreğini elime koyduğunda anladım..
''sana ihtiyacım var, gel ! '' diyebilmekmiş güçlü olmak,
sana ''git'' dediğimde anladım..
biri sana ''git'' dediğinde, ''kalmak istiyorum'' diyebilmekmiş sevmek,
git dediklerinde gittiğimde anladım..
sana sevgim şımarık bir çocukmuş,her düştüğünde zırıl zırıl ağlayan,
büyüyüp bana sımsıkı sarıldığında anladım..
özür dilemek değil, ''affet beni'' diye haykırmak istemekmiş pişman
olmak,
gerçekten pişman olduğumda anladım..
ve gurur, kaybedenlerin,acizlerin maskesiymiş,
sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmış,
yüreğimde sevgi bulduğumda anladım..
ölürcesine isteyen,beklemez,sadece umut edermiş bir gün affedilmeyi,
beni afetmeni ölürcesine istediğimde anladım..
sevgi emekmiş,
emek ise vazgeçmeyecek kadar, ama özgür bırakacak kadar sevmekmiş...

can yücel

2 Ağustos 2008 Cumartesi

tiyamin yollarda:)


ayşegül evde

ayşegül okulda

ayşegül mutfakta

ayşegül piknikte

veee ayşegül artık sürücü olarak yollarda:)

vatana, millete, karayollarına hayırlı olsun:D

1 Ağustos 2008 Cuma

ben "mış gibi" yapmam

temmuz bitti, en sevdiğim ay:(
geldi ağustos, ben çoktandır ağustos böceği:)
ama çok yakında karınca olarak geri döneceğim,kararın(m)ca:)

hangi ara koptu yaprak yaprak takvimler...öyle hızlı, değişken geçtiKi günler...

28.07.08--- güngörende bombalar patladı, 18 masum canımızı kaybettik
29.07.08---KPSS sonuçları açıklandı, gerçi bu yıl benim için çok önemli değil bu tarih ama dafnim ve cherry'm için mühim
30.07.08---anayasa mahkemesinden ak partiyi kapatmama kararı çıktı
31.07.08---manvgat'ta orman yangını..4bin hektar kül oldu -bugün 10bini geçmiş:( -
01.08.08---konya'da bir kuran kursu çöktü 18 çocuk-genç vefat etti....

Ne yoğun, acı, yürek burkan bi gündem, her gün başka bi felaketle öncekinin acısını unutuyoruz, yok hayır unutmuyoruz, hüzne bağışıklık mı kazanmaya başlıyoruz ne!!! türkiyemin gündemi böyle pek hareketli, benim gündem durağan...

yarın direksiyon sınavım var, bakalım stop ettirmeden kullanabilecek miyim yeşil kurbağacığımı:)
hiç bişey yapmak gelmiyor yine, daralıyorum, sıcaktandır diyorum, tatil rehaveti diyorum… kendimi kandırıyorum.
örgü örmek için çok sıcak…ahşap boyamak için daha gencim, anket, günlük fln için ise yaşlı sayılırım. dün çok güldüm buna:)) ben de blog yazayım dedim yine, tatil meşgalesi oluyor.

iki yıl önce "yanlış anlaşılan şarkı sözü"olarak, gülmekten yerlere yatırmıştı, doğrusunu söylüyorum artık, cidden doğru söylüyorum:
.....
birer tutar yanı olsa dayanırım,
.....
verdiğin ayrılık müddetinden
anladım mümkün değil bu yüzden
bi daha bu ateşi yakmam
giderken ardıma bakmam
kapısına kilit vururum umudumun
ben "mış gibi" yapmam!!!

27 Temmuz 2008 Pazar

gezelim görelim sürelim yiyelim çekelim:)

tünel tünel tünel...bi günde tam 26 tane..bu ne yahu karanlıktan aydınlığa gire çıka gözlerim kamashayazdı.. temmuzun 27si...güzel bi yazdı..:)


şeker kalyon

aman pek şeker:)









25 Temmuz 2008 Cuma

blogamanyaklık

çok kıskanıyorum şu çoluk çocuk, karı-koca her halleriyle ulu orta blog insanlarını. "schey family", "kirbaey family" fln ...böyle düğün fotolarıyla başlayıp, ilk çocuklarının doğumuyla devam eden, sonra da o veledin tüm hallerini üstün kaliteli nikon, canon makinalarla tetratrilyon pixel fotograflarla ölümsüzleştirip, "eheh iyiKi yapmışız, ne de güzel yapmışız böyle sarışın renkli gözlü ne nazar değer bu çocuğa ahauhahytt çok mutluyusss" halleri..gıcık oluyorum çünkü ben de istiyorum...türkish bloglardan çok elin gavurlarının aile hayatlarını takip etmek ilgimi çekmeye, hoşuma gitmeye başladı :P "hmm bakiiim geçen şu minik stephanie emekliyodu, yürümeye başladı mıyKi" ya da "ay mr.brown'ların büyük oğlu danny sünnet oldu mu acaba" ahauhau:D yalnız çoluk çocuk olsa yine iyi, granma- grandpa da eksik değil, resim yapmacalar, havuza atlamacalar,etrafa yemek saçmacalar....
ya sizin işiniz gücünüz yok mu ya, bu çoluk çocuğa kim bakıyo, yemeği kim yapiyo? var mı anadoluda böyle blogçu analar?belki vardır. ya da family'nin dady'leri uğraşıyodur fotoğraf, internet vs işleriyle kimbilir. bana ters...!ne o öyle cıbıl cıbıl bebeler. büyümeyecek mi bu çocuklar, sonra dalga geçmeyecekler mi mr. brown'un oğluyla "senin sünnet fotonu gördüydüm len aile blogunuzda bla blaaa... etc"demiycekler mi.
ama seviyorum fotolarınızı, kıskandığım mutluluğunuz değil, fotograf makineleriniz:))

bknz:
http://scheyfamily.blogspot.com/
http://nickbrittbennett.blogspot.com/
http://ilyana-toure.blogspot.com/
http://scottandleahhoogland.blogspot.com/
http://thescottfam.blogspot.com/

23 Temmuz 2008 Çarşamba

Corpse Bride// remains of the day


die, die we all pass away
but don't wear a frown cuz it's really okay
and you might try 'n' hide
and you might try 'n' praybut
we all end up the remains of the day

yani :))

Ölürüz, göçer gideriz hepimiz de
Ama dert etmeyin bile
Yapmayın hiç büyük mesele
Saklanmayı deneseniz de
Dua etmeniz beyhude
Her şey olacağına varır nihayetinde

18 Temmuz 2008 Cuma

öylesine bir mektup - can dündar

Öyle içimdesin ki. Yanağımda dolaşan rüzgardan daha gerçek dokunuşların. Küçük, ürkek, kesik dokunuşlarınla, belki de her zamankinden daha yanımdasın. Yani öylesine, o kadar bensin ki. Ah nasıl anlatsam. Boşuna bu çabalarım, doğru kelimeleri aramalarım. Ne kitaplar yazıyor, ne de sözlüklerde karşılığı var. Yalnızca hissediyor insan, yaşıyor. Kelimeler eksik, kelimeler yaralı. Kelimeler cılız.
Taşımıyor, anlatmıyor, tanımlamıyor bu duyguyu. Ben de. Çok başka bir şey. Sevginin ortasında, derin acılar hisseder mi insan? Aydınlık gülümsemelerin içine, hüznü yerleştirir mi durup dururken? Gözlerine buğu,diline sitem, yüreğine burukluk, çöreklenir kalır mı asırlarca?
Gelmeyeceğini bildiği mektup için, posta kutusunu hep aynı heyecanla açar mı? Dedim ya, başka bir şey bu. Ne kadar yalnızsam, o kadar seninleyim şu günlerde. Belki de en başta, tutup seni en derinlere koydum diye oldu bunlar. Kimseler ulaşmasın diye, kimselerin bilmediği, bulamayacağı yollara götürdüm seni. En derinlerde tuttum. Bana sakladım. Derine, hep daha derine.
Seni yapayalnız, bir tek bana bıraktım. Paylaşamadım yanlış yaptım. Sana ulaşan yolları kaybettim diye bütün bu şaşkınlıklar. Kendimi oradan oraya vurmam. Sağımda, solumda, ne zaman dikildiğini bilmediğim duvarlara çarpmam, hiç görmediğim çukurlarla boğuşmam. Denizlerin, gürültüyle gelip vurduğu dehlizlerin, acılı duvarları gibiyim.
Duvarlarım yosunlu, duvarlarım kaygan, duvarlarımdan hiç tükenmeyen sular sızıyor. Tutunamıyorum. Renklerim, gün içinde değişiyor. Soluyorum, soğuyorum. Güneş ulaşmıyor içerilerime. Küfleniyorum, yaşlanıyorum. Yalnızlıklar peşimde. Dokunduğum her ıslak duvardan, pis kokulu bir yalnızlık bulaşıyor üstüme. Yapış yapış, vıcık vıcık bir yalnızlık bu. Biliyorum, bütün bunlar, hep benim suçum.
Seni sakladığım yere ulaşamaz oldum. Yollar, gitgide uzadı ve karıştı. Ümidimi ısıtacak, parlatacak, kımıldatacak bir şeylere ihtiyacım var. Ah onun ne olduğunu biliyorum. Sonu sana geliyor her cümlenin. Her şeyin başı içinde ve sonundasın. Bu değişmiyor. Öyle içimdesin ki. Birden aklıma geldi, tuttum sana bir mektup yazdım dün.
Çok mutluydum. Gün içinde neler yaptığımı, nelere kızıp, nelerle mutlu olduğumu, tek tek anlattım. Mevsimlerin ve insanların nasıl karışık ve beklenmedik olduklarını yazdım.
"Yine zamansız yağmurlar" dedim, "Daha önce, hiç bu kadar zayıf değildi güneş ışınları" dedim, "Gerçekten buradaki şarkıları hiç öğrenmeyecek, bilmeyecek, söylemeyecek misin?" dedim. Çok uzun bir mektup oldu. Başından sonuna kadar okudum da.
Neler yazmışım diye merakımdan.
Sonra çekmecemden bir zarf çıkarıp, adını yazdım. Büyük harflerle, yalnızca adını.

Adresini bilsem gönderir miydim, bilmiyorum. Mektup cebimde. Cebim yüreğime yakın. Yüreğim sende. Sen yüreğime yakın. Öyleyse mektup sende.

tuhaf! kafam karışık, kendimle barışık, parçalı bulutlu ama hala umutlu...
ister rafet el roman ister enbe orkestrası aslı güngör..hangi şarkı olursa dinlerim.
satırlar geri getirmiyor hiçbir şeyi, yalnızca sevgi sözcükleri affettirmiyor yapılmayanları, unutulanları, kolayı seçmek daha da zorlaştırıyor aşkı.. insan inanmalı verilen sözlerin tutulacağına, gözlerini kapatıp sonsuza dek güvenebilmeli yüreğinin sesine...
ya da güvenmemeye başlayınca çekip gitmeli.












15 Temmuz 2008 Salı

Si tú no vuelves



Si tú no vuelves
se secarán todos los mares
y esperaré sin ti
tapiado al fondo de algún recuerdo

Si tú no vuelves
mi voluntad se hará paqueña...
Me quedaré aquí
junto a mi perro espiando horizontes

Si tú no vuelves
no quedarán más que desiertos
y escucharé por si
algún latido le queda a ésta tierra

Que era tan serena
cuando me querías
habia un perfume fresco que yo respiraba
era tan bonita, era así de grande
no tenía fin...

Y cada noche vendrá una estrella
a hacerme compañía
que te cuente cómo estoy
y sepas lo que hay
Dime amor, amor, amor
estoy aqui ¿no ves?
Si no vuelves no habrá vida
no sé lo que haré

Si tú no vuelves
no habrá esperanza ni habrá nada
Caminaré sin tí
con mi tristeza bebiendo lluvia


gayet açık türkçem anlaşılmamışken, bunu kim çözecek?!..

14 Temmuz 2008 Pazartesi

uğur evrimi

büyüyen böcekler, çoğalan dilekler, artmaya meyilli güzellikler...herbisit kullanmadan da yok ettiğim, bazılarını ise yeşertmekte olduğum umutlarım...
duaya, uğura, iyi dileklere ihtiyacım var.

çünkü

ben bana kendim için lazımım...

12 Temmuz 2008 Cumartesi

this pain is just too real...

I’m so tired of being here
Suppressed by all of my childish fears
And if you have to leave
I wish that you would just leave
Because your presence still lingers here
And it won’t leave me alone

These wounds won’t seem to heal
This pain is just too real
There’s just too much that time cannot erase

When you cried I’d wipe away all of your tears
When you’d scream i’d fight away all of your fears
And I’ve held your hand through all of these years
But you still have all of me

You used to captivate me
By your resonating light
But now i’m bound by the life you left behind
Your face it haunts my once pleasant dreams
Your voice it chased away all the sanity in me

I’ve tried so hard to tell myself that you’re gone
And though you’re still with me
I’ve been alone all along

9 Temmuz 2008 Çarşamba

iyiKi doğdum! ne güzel bi tiyamin oldum!!!

bu gün benim doğum günüm!!!
çok teşekkürler canlarım! öyle güzeldi ki bu gün...cimbekte en güzel dostlarla nargile dumanında browni tadında köpük köpek korkusuyla güle oynaya ağlaya, penguenimle çok güzel bi gündü...
uzun bi aradan sonra bloguma geri döndüm. yeni düzenlemede emeği geçen blogkurdu dafnime, bu gün için özleme cheryme ve dafnime sonsuz teşekkürlerimle.sizi çok seviyorum!

12 Ekim 2007 Cuma

Bu Gün Bayram Erken Kalkın Çocuklar! (Ama Beni Rahatsız Etmeyin!..)



eveeet Ramazanı gerektiği gibi geçirenlerin bayramı (öle herkes üstüne alınmasın) mübarek olsun!!!


bayram şekerleri,elbiseleri,mendilleri,çorapları,ayakkabıları veeee harçlıkları:)


özlettim kendimi biliyorum,ama artık nerde bi güvenliksiz wireless yakalarsam beni kimse tutamaz,ehue babam sağolsun dizlerimin üstündeki boşluğu doldurdu gayrı:)


karabükteyim bayramlaşmak üzere...bol miktarda çikolata şeker lokum mevcuttur;)

20 Eylül 2007 Perşembe

ne vakit gitmeli buralardan?!

blogumun son haline gelmesinin büyük emekçisi,mimarı canım dafniamın hışmına uğradım geçen."kız insan iki satır yazı yazar blogun yeni halinin hatrına ,o kadar uğraştık ettik" diye:)
yazayım bari biraz bişeyler...:)
offf ne zaman gitsem diye kara kara düşünüyorum benDe yaDa 2 hafta dewamsızlık yapıp,bayramdan sonraMı gitsem acaba?!! 2 gündür arpacı kumrusu gibi düşünüyorum, saatlerce konuşuyoruz nuraaaaaan napalım?
neyse daha 1 haftadan fazla war,daha çoook düşünmeye wakit war:)

30 Ağustos 2007 Perşembe

Ali Bayramoğlu'ndan

Askere açık mektup: Peki siz kim oluyorsunuz?

Cumhurbaşkanı seçiliyor, her zaman yapılanın ve teamülün tersine yeni cumhurbaşkanının yemin törenine gelmeyerek, seçime, seçilene mesafe alıyorsunuz.

Yeni cumhurbaşkanı bir törene katılıyor, her zaman yapılanın ve teamülün tersine, kendisini selamlamıyor, “cumhurbaşkanım” yerine “cumhurbaşkanı” diye hitap ediyorsunuz…

Bunun anlamı nedir?

Bir devlet kurumusunuz, devletin başına tavır almakta beis görmüyorsunuz.

Devlet teamüllerine uygun davranmamanız bir yana, Çankaya'ya ilişkin yasal prosedürlere, seçmen iradesine, demokrasinin gereklerine saygı göstermiyorsunuz.

Peki siz kim oluyorsunuz?

Bekir Çoşkun gibi davranıyor, Ertuğrul Özkök gibi akıl yürütüyorsunuz.

Ama siz bir kurumu temsil etmiyor musunuz?

Sizin sorumluluklarınız yok mu?

Yeri gelince kriz çıkarmakta mahzur görmüyorsunuz, devletin kurumlarının uyumlu çalışmasını engelleyen açıklamalar yapıyorsunuz?

Buna hakkınız var mı?

Yok…

Buna yetkiniz de yok…

Çağ gerektiriyor ve zamanı geldi…

Bırakın Avrupa'yı, Latin Amerika'da bile “askercil düzen” kalmadı, “askeri demokrasi”den söz eden kalmadı…

Önce demokrasinin kurallarını öğrenmelisiniz…

Demokrasinin her şeyden önce bir tutum olduğunu görmelisiniz. Ardından “yasallık ve meşruiyet üzerine oturan bir prosedürler bütünü” olduğunu anlamalısınız.

Artık toplumla, toplumsal taleplerle kavganın tahrip edici olduğunu görün.

Sizin zihninizde tanımladığınız düzenin demokrasiyle yakından uzaktan hiçbir ilgisi olmadığını kabul edin.

Ve anlayın ki, bugün, bu çağda Türkiye gibi ülkeleri yönetebilmenin, bütünlüğünü koruyabilmenin tek yolu demokrasidir.

Aksi yönde her adım bu ülkenin huzurunun bozulmasına, bütünlüğünün zedelenmesine yol açar.

Ve bu adımları atanlar, yaşanan ve yaşanacak tahribatın tarih önündeki sorumluları olur.

Ancak mesele sadece tarih değildir…

Demokrasinin gerekleri, buna ilişkin yasalar ve mevzuat, kişileri siyasi açıdan sorumlu kılar…

Aslında siz de bir ölçüde değişiyorsunuz…

Bugün sorun bunu kabul etmemenizde ve bunun gereklerini yerine getirmemenizdedir…

Bu ülke, Şener Eruygur'lara değil, Hilmi Özkök'lere layıktır.

Türkiye, Eruygurlar'ın düşündüğü orduyu değil, Hilmi Özkök'ün tahayyül ettiği orduyu hak etmektedir.

“Demokratik olgunluğumuzu pekiştirdiğimizde, birbirimizden kuşku duymak yerine birbirimizi daha iyi anlamaya çalıştığımızda, sorunlarımızı açık yüreklilikle konuşarak, düşüncelerimizin farklılığından kaynaklanan dinamizmi harekete geçirebildiğimizde, terörün son bulması ve yaşam standardımızın yükseltilmesi de dahil, ülkemizin bütün problemlerinin üstesinden gelmemiz hiç de zor olmayacaktır. Bu konuda, özellikle devletin üst kademelerinde bulunan herkese, büyük görevler düştüğüne inanıyorum.”

Bu sözler, çok değil bundan daha birkaç gün önce emekliye ayrılan Hava Kuvvetleri Komutanı Org. Faruk Cömert'e ait…

İçinizde yaşayan bu zihniyetin önünü açın…

Hakkını verin…

11 Ağustos 2007 Cumartesi

"ne zaman?"

IHLAMURLAR ÇİÇEK AÇTIĞI ZAMAN

Dilimde sabah keyfiyle yeni bir umut türküsü
Kar yağmış dağlara bozulmamış ütüsü
Rahvan atlar gibi ırgalanan gökyüzü
Gözlerimi kamaştırsa da geleceğim sana
Şimdilik bağlayıcı bir takvim sorma bana
Ihlamurlar çiçek açtığı zaman

Ay şafağa yakın bir mum gibi erimeden
Dağlar çivilendikleri yerde yürümeden
Bebekler hayta, hayta yürümeden
Geleceğim diyorum geleceğim sana
Ne olur kesin bir takvim sorma bana
Ihlamurlar çiçek açtığı zaman

Beklesen de olur beklemesen de
Ben bir gök kuruşum sırmalı kesende
Gecesi uzun süren karlar buzlar ülkesinde
Hangi ses yürekten çağırırsa beni sana
Geleceğim diyorum takvim sorma bana
Ihlamurlar çiçek açtığı zaman

Bu şiir böyle doğarken dost elin elimdeydi
Sen bir zümrüdü ankaydın elim tüylerine değdi
Sevda duvarını aştım sendeki bu tılsım neydi
Başka bir gezegenden de olsa dönüşüm hep sana
Kesin bir gün belirtemem ne olur takvim sorma bana
Ihlamurlar çiçek açtığı zaman

Eski dikişler sökülürde kanama başlarda yeniden
Yaralarıma en acı tütünleri basacağım ben
Yeter ki bir çağır beni çiçeklendiğin yerden
Gemileri yaksalar da geleceğim sana
On iki ayın birisinde kesin takvim sorma bana
Ihlamurlar çiçek açtığı zaman

Bak işte notalar karıştı ezgiler muhalif
Hava kurşun gibi ağır yağmursa arsız
Hey benim alfabemdeki kadim elif
Ne güzellik ne da tat var baharsız
Güzellikleri yaşamak için geleceğim sana
Geleceğim diyorum biraz mühlet tanı bana
Ihlamurlar çiçek açtığı zaman

Ihlamurlar çiçek açtığı zaman
Ben güneş gibi gireceğim dar kapıdan
Kimseye uğramam ben sana uğramadan
Kavlime sadığım, sadığım sana
Takvim sorup hudut çizdirme bana
Ben sana çiçeklerler geleceğim
Ihlamurlar çiçek açtığı zaman

10 Ağustos 2007 Cuma

4 yıl sonra

kalakalmak deyimi tam da böyle bi şey galiba,sonra içine bişey oturması ve çok acıması...dafniamla konuştum iyi geldi ama tuhafım hala.yaşar dan aldanırım dinleyesim war çok hem de!.manga da olur,dursun zaman desin göksel,dursun,akmasın...lakin ne çabuk akıp geçmiş zaman.

çok çok çok tuhaf bi duygu. ağlayasım var gibi ama ne gerek var gibi.. yok yok ağlamicam,hiç gerek yok...

margom, dafniam'dan:


bu kaçıncı veda uzaklara gidiyorum diye
kaçıncı kaçmak kendinden bile,
yaşananlara duyulan özlem niye..
karamsarlıklarından kurtulmaya çalışan küçük karanlık
nereye kadar koşacaksın
halbuki duymamışmıydın daha önce

şarkıların mutsuzlukları hırpalıyor yüreğini
o filmin her sahnesinde ağlamaklısın
savunma mekanizmaların sırça
ve yaşamak umut etmekten çıkmış senin için...
sorular zihninde çırpınıyor her seferinde boğuluyor biri,
yerine yeni sorular bırakarak
derman olarak yapayalnızlık diliyorsun
sığınılası limanlarında yok aslında
bu kaçıncı veda? "

9 Ağustos 2007 Perşembe

saç dökümü


"her mevsim, bana sonbahar saç dökümü..."

zeytinyağı+çörekotu yağı bakım komplexinin de dengeli hurmalı beslenmeyle etkisini göremeyince aman tanrııııım saçlarımı kestirdim!..mecburiyetten;artık makarnavari uzun bukle bukle lüle lüle kıwırcık saçlarım yok,amiyane tabirle pırasa saçlarıma kawuştum yine!!!olsun ben böyle de güzelim:)

dükkanda sondan 2 önceki günüm.püfür püfür klimalı,internet bağlantılı,elmalı poğaçalı,bağlar gazozlu günlerimi özlicem:'(

napcam ben ewde yaaa?! cevabi çok basit: temizlik! :)bu gün bi şeberiğim,hayır olsun:)değişiklik iyi geliyo galiba...

7 Ağustos 2007 Salı

klima we klimata:)




can sıkıntısı neler yaptırıyor insana azizim.icatların çoğu sıkkın bünyenin ferahlama çabasındayken eğlendirik preparatlar hazırlamasıyla oluştuğu görüşündeyim.geçen akşam benim de şeberdiğim gibi.ne güzel olmuş klima we klimata bebeklerim:D gerçi başörtülü klimata mı olur,pek japonwari çizgifilm kızı adı oldu ama daha yeni şehadet getirdi,ehe en kısa zamanda nüfus müdürlüğüne gidip eşiynen beraber mülayim ve mülayime ismini alırlar heralde:D ayh sıcak ya ondan galiba :P

4 Ağustos 2007 Cumartesi

klorak satanlara da benziyirsen :P


yawru kuşum nuranımın dün çok komik diye gönderdiği gece dinlerken gülmekten kırıldığım,aklıma geldikçe kıkırdamaktan uyuyamadığım hüseyin turan şarkısı:) ehuahuhauhe:D o da böyle bi şey olsa gerek!

acayip hayvanlar

İncinsen de sözün düzünü diyciğem
İncinsen de sözün düzünü diyciğem
Acayip hayvanlara benziyirsen
Acayip hayvanlara benziyirsen
acayip hayvanlara benziyirsen


Men senin bu emellerine nice dözüm
Men ne diyim daha sana yoktur sözüm
Sır sıfatından su içmeyir gözüm
Cinlere şeytanlara benziyirsen
Cinlere şeytanlara benziyirsen
Acayip hayvanlara benziyirsen
Acayip hayvanlara benziyirsen


A bu ne kafiyedir açıp gelmişsen
Gözlerin gene od saçıp gelmişsen
Sanki cehennemden kaçıp gelmişsen
Devlere hortlaklara benziyirsen
Devlere hortlaklara benziyirsen
Acayip hayvanlara benziyirsen
Acayip hayvanlara benziyirsen


Senin başın bedende işkencedir
Kenerdan bakanlara eğlencedir
Boynun büyükse bedenin incedir
Armudu iskanlara benziyirsen
Armudu iskanlara benziyirsen
Acayip hayvanlara benziyirsen
Acayip hayvanlara benziyirsen


İncinsen de sözün düzünü diyciğem
İncinsen de sözün düzünü diyciğem
Acayip hayvanlara benziyirsen
Acayip hayvanlara benziyirsen
Acayip hayvanlara benziyirsen


Günde bir okka bir iş göremirsen
Her gün içirsen sarhoşluk edirsen
Gece de eve sürüne sürüne gidiyirsen
Kara solucanlara benziyirsen
Kara solucanlara benziyirsen
Acayip hayvanlara benziyirsen
Acayip hayvanlara benziyirsen

Seninde kabuldür oruç namazın
Hıçkırırsan tutulmuyor boğazın
Mikrofonsuzda gür çıkar avazın
Klorak satanlara benziyirsen
Klorak satanlara benziyirsen
Acayip hayvanlara benziyirsen
Acayip hayvanlara benziyirsen

Senin görünüşün güya yahşımıdır
Alacalı yüzünde şah matmıdır
Bir özüne bak başın yuvarlakmıdır
51 ekranlara benziyirsen
51 ekranlara benziyirsen
Acayip hayvanlara benziyirsen
Acayip hayvanlara benziyirsen


İncinsen de sözün düzünü diyciğem
İncinsen de sözün düzünü diyciğem
Acayip hayvanlara benziyirsen
Acayip hayvanlara benziyirsen
Acayip hayvanlara benziyirsen


Yüz kiloya yakın parazlaşmışsan
Kartlaşmışsan çok yaramazlaşmışsan
Saç kalmayıp başında dazlaşmışsan
Kapaksız kazanlara benziyirsen
Kapaksız kazanlara benziyirsen
Acayip hayvanlara benziyirsen
Acayip hayvanlara benziyirsen


Keyifte yiyip şişirmişsen karnını
Köfte yiyip şişirmişsen karnını
Beleş yiyip şişirmişsen karnını
Esnemiş hayvanlara benziyirsen
Tavlanmış hayvanlara benyizirsen
Acayip hayvanlara benziyirsen
Acayip hayvanlara benziyirsen


Ne var sen üstüme mırıldıyisen
Sanki paslanmışsın cırıldıyisen
Sesinde çıkmıyir hırıldıyisen
Benzinsiz çakmaklara benziyirsen
Benzinsiz çakmaklara benziyirsen
Acayip hayvanlara benziyirsen
Acayip hayvanlara benziyirsen
Acayip hayvanlara benziyirsen
Acayip hayvanlara benziyirsen