
Tiyamin (B1 vitamini: thiamine:C12H18N4OSCl2) eksikliğinde yorgunluk, depresyon, zihin bulanıklığı, fiziksel koordinasyonda bozukluk, iştah azalması, sindirim bozukluğu, başağrısı, sinir ve dolaşım sistemi hastalıkları, kas krampları, ödem gibi sorunlar baş gösterir.
2 Ocak 2011 Pazar
29 Aralık 2010 Çarşamba
Vega - Serzeniste
nostaljim geldi haftasonu, özlemişim bu şarkıları.
sakinleştirilmeye ihtiyacım var galiba ..
sakinleştirilmeye ihtiyacım var galiba ..
20 Aralık 2010 Pazartesi
terliklerimle gelsem sana, sonunda aşkı bulmuş gibi...
gecelerden uykum eksik
yüzde tebessüm
elimde elin eksik
yaşlı hep gözüm
12 Aralık 2010 Pazar
gerçekleşmeyen kar tatili :(
sevincim kursağımda kaldı. Gerçi bunun için önce kursak sahibi olmak lazım sanırım, o da kuşlarda vardı en son, darwin amcaya göre bizde körelmiştir heralde. her neyse yağmayan kar nedeniyle okullar tatil olmadı:(
http://www.ntvmsnbc.com/id/25159485/
heeey hey anadolu ajansı yalan haber geçme, ntvmsnbc sen de yayınlama!
hidayet bey : " yarın eğitim-öğretim normal seyrinde devam edecektir"
işte o kadar! hido ne derse o :)
of çok zamandır yazamadım! ama tarihleri rezerve edecek vakit buldum en azından;)
http://www.ntvmsnbc.com/id/25159485/
heeey hey anadolu ajansı yalan haber geçme, ntvmsnbc sen de yayınlama!
hidayet bey : " yarın eğitim-öğretim normal seyrinde devam edecektir"
işte o kadar! hido ne derse o :)
of çok zamandır yazamadım! ama tarihleri rezerve edecek vakit buldum en azından;)
30 Kasım 2010 Salı
28 Kasım 2010 Pazar
"DOLLS"

film başlarken ne olduğunu anlayamıyorsunuz. Japon kıyafetleri giydirilmiş kuklalar ve onları oynatan koca koca adamlar, bana pek anlamlı gelmeyen şiirsel sözleri veya maniyi, bilemiyorum artık japon kültüründe nasıl adlandırılıyorsa, seslendiren kulak tırmalayıcı bir ses...
ama sonra...
sonrasında masalsı görüntüler eşliğinde masalsı bir aşk hikayesi, hatta hikayeleri...
Hollywood filmleri aksine tek bir öpüşme sahnesi bile içermeyen, "aşk film böyle olur" dedirten bir japon yapıtı.
Ağır bir tempoda ilerliyor, belki sıkıcı gelebilir, bu nedenle izlemek için yalnız ve uygun ruh hali içinde olmak gerekiyor sanırım, hafif melankolik...
yalnız izlenmeli, çünkü gözyaşlarını tutmak istemiyor insan. Bazen tebessüm etseniz de film sonunda özellikle çok çok kısa bir sahne tekrar dolduruyor gözleri.
Aşkın yarattığı mutsuzluğa rağmen nasıl bir umut ve sabır var ettiğini, "fedakarlık" kelimesinin neyle eş anlamlı olduğunu anlamaya çabalıyorsunuz film boyunca, ancak öyle akıl almaz ki...
26 Kasım 2010 Cuma
bir damla gözlerimde
sertab erener'in "bir damla gözlerimde" şarkısı takıldı bi iki gündür. araştırma sonucu cover olduğunu öğrendim sempatim azaldı; ancak fransızcam olmasa da, online çeviri de pek sağlıklı olmasa da, Türkçe sözleri müzikle daha duygulu,uyumlu geldi hele de Sertab'ın sesiyle...
"belki yanlış yoldayız
kaybolduk kaybolduk gizleyince kendimizde yorulduk
her hatada telafi gerekli değilmi
bizi durduran gurur mu kibir mi
öyle çok şey varki içimde
hep sustuk konuşmak yerine
konuşmadığımız her ne varsa
seninle sakladım gözlerimde
ne olur sende fazla üzülme
hep kendi kendine yenilme
konuşmadığımız her ne varsa seninle
bir damla gözlerimde"
kaybolduk kaybolduk gizleyince kendimizde yorulduk
her hatada telafi gerekli değilmi
bizi durduran gurur mu kibir mi
öyle çok şey varki içimde
hep sustuk konuşmak yerine
konuşmadığımız her ne varsa
seninle sakladım gözlerimde
ne olur sende fazla üzülme
hep kendi kendine yenilme
konuşmadığımız her ne varsa seninle
bir damla gözlerimde"
farklı ruh halleri arasında köşe kapmaca oynadığım bir haftayı kapattım. ne tuhaf cumartesi pazarı hafta dışı bir yere koymak. Özel bir yer mi ayırıyorum bu 48 saate zaman mefhumumda yoksa diğer beş kardeşinin aksine günden mi saymıyorum emin değilim, ama ailenin en küçük, bu ara daha çok sevilen, bazen kıymetleri daha da artan iki üyesi onlar...
bayram tatili sonrası okula adaptasyon sürecimi, öğretmenler günü programına hazırlık çalışmalarıyla; çiçeklerimle, hediyelerimle, pek beğenilen konserimizle:), biraz buruk, heyecan ve coşkulu bir çarşamba günü, ardından ilköğretimde duygu dolu perşembe günü ve sabaha kadar hazırlamaya uğraştığım dört ayrı sınavı da bu gün uygulayarak tamamlamış oldum.
ilköğretimde geçirdiğim vakit öyle kıymetli geliyor ki, zaman kısıtlı olunca. 2 ay kaldı, bencilce olacak ama keşke diyorum uzun dönem askerlik çıksaymış... 24 kasım değil de 25 kasım daha duygu dolu oldu aldığım mektupla. ne çok ihtiyacım varmış böylesine masum sevgilere...
bayram tatili sonrası okula adaptasyon sürecimi, öğretmenler günü programına hazırlık çalışmalarıyla; çiçeklerimle, hediyelerimle, pek beğenilen konserimizle:), biraz buruk, heyecan ve coşkulu bir çarşamba günü, ardından ilköğretimde duygu dolu perşembe günü ve sabaha kadar hazırlamaya uğraştığım dört ayrı sınavı da bu gün uygulayarak tamamlamış oldum.
ilköğretimde geçirdiğim vakit öyle kıymetli geliyor ki, zaman kısıtlı olunca. 2 ay kaldı, bencilce olacak ama keşke diyorum uzun dönem askerlik çıksaymış... 24 kasım değil de 25 kasım daha duygu dolu oldu aldığım mektupla. ne çok ihtiyacım varmış böylesine masum sevgilere...
21 Kasım 2010 Pazar
kırgınım, saçılmış bir nar gibi
"kırgınım, saçılmış bir nar gibi,
sessiz akan bir ırmağım gecede.
söylenmemiş sahipsiz bir şarkıyım"

BİR EFLATUN ÖLÜM
kırgınım, saçılmış
bir nar gibiyim
sessiz akan bir ırmağım
geceden
git dersen giderim
kal dersen kalırım
git
dersen
kuşlar da dönmez, güz kuşları
yanıma kiraz hevenkleri alırım
ve seninle yaşadığım
o iyi günleri,
kötü
günleri bırakırım.
aynı gökyüzü aynı keder
değişen bir şey yok ki
gidip
yağmurlara durayım.
söylenmemiş sahipsiz
bir şarkıyım
belki
sararmış
eski resimlerde kalırım
belki esmer bir çocuğun dilinde.
bütün derinlikler sığ
sözcüklerin hepsi iğreti
değişen bir şey yok hiç
ölüm hariç.
aynı gökyüzü aynı keder...
9 Kasım 2010 Salı
meleklerin sözü var!
gecenin bir vakti ve ben hala işlerimi bitiremedim, yatıp uyuyamadım:( bir yandan radyo çalıyor internetten tabi ki, yoksa burda hangi frekans çeker ki!
dinlediğim şarkı blog yazma dürtüsüne sebep oldu, just like heaven misali pozitif hisler uyandırıyor bende.
dinlediğim şarkı blog yazma dürtüsüne sebep oldu, just like heaven misali pozitif hisler uyandırıyor bende.
dünya üzemez beni, ölüm korkutabilir mi?
sen olmadan bu kalp hissedebilir mi?
güneş batmış, bana ne?!
ellerin yok, kime ne?!
yerine koyamadım,
razı olamadım sensizliğe
31 Ekim 2010 Pazar
bir ceset daha :(
çok mu boş boğazım ne!
önceki yazımın sonunda yazmaz olaydım o satırları.
ya ama neden yaaa:(
katil zanlısının çöpçü olduğunu düşünmeye başladım, zira çingene de sizlere ömür.
halbuki Karabük'ten akvaryum kumu da almıştım. nasipte o kuma gömmek varmış çingenem seni :(
akvaryum hobim başlamadan söndü ama ya :(
önceki yazımın sonunda yazmaz olaydım o satırları.
ya ama neden yaaa:(
katil zanlısının çöpçü olduğunu düşünmeye başladım, zira çingene de sizlere ömür.
halbuki Karabük'ten akvaryum kumu da almıştım. nasipte o kuma gömmek varmış çingenem seni :(
akvaryum hobim başlamadan söndü ama ya :(
28 Ekim 2010 Perşembe
Carassius auratus'un kavanozumdaki 20 saatlik ömrü

herşey laboratuvar temizliği sırasında tam teşekküllü bir akvaryum bulmamla başladı. "Kocaman bir akvaryumda başta nemo kılıklı, turuncu beyaz desenli balıklar ve pörtlek gözlü akrabalarını sersem sersem yüzerken saatlerce seyretme" hayalim için güzel bir başlangıç olacağını düşündüm. yüzme becerilerini sersem zarfıyla nitelemek kıskançça bir davranış oldu belki, ama benim de yüzgeçlerim olsa, en az onlar kadar başarılı olabilirim heralde:)
neyse, öğrencilerin de verdiği gazla şehre inen(!) arkadaşlara balık siparişi verdim. pek anlamadığım için, "ucuzundan bi iki tane" olarak açıklama yaptım. dün poşette gelen 3 adet balıkcığı pazartesi okuldaki akvaryuma kavuşturana dek kavanozda besleme düşüncem bir gün bile sürmedi :(
kelebeklerin 1 gün ömrü olduğu söylenir hep ama geçen haftalarda odama yerleşen kelebekten kira alacaktım artık, nerdeyse 1 hafta boyunca o duvar senin bu duvar benim yapıştı durdu sağa sola. Ama yazık, yavrum turuncu güzel kuyruklu japonum balığımı daha isim vermeden yan yatmış kavanozun dibinde buldum akşam :(
Küçükken abimin vardı, hep ölür dururlardı, yemleri de iğrenç kokardı, o günlere geri döndüm:)uzman tv izliyorum psikopatça tıklamadığım video kalmadı."AKVARİST"lik diye bir meslek olduğunu öğrendim, şu an benim yaptığım şey de "hobi balıkçılığı" olarak nitelendiriliyomuş. açlıktan ölmezlermiş, fazla yemden ölebilirlermiş, sanırım 1 günde 2 kez yem vermek ağır geldi :)otopsi yapmadım henüz plastik bardağa koyup buzdolabında saklıyorum naaşını, resmi tatildeyim, nasipse pazartesi artık :)neyse, birbirimize fazla alışmamıştık, daha çok üzülürdüm yoksa, vadesi dolmuş ne yapalım:(
evde beslemeye en uygun hayvan, sessiz sakin, çok seviyorum izlemeyi ama ben hastanedekiler gibi kocaman olanlardan istiyorum. Eğer şu miniklerle başedebilirsem işi büyütcem sonra:) balık çiftliği kurcam, ızgara alabalık :D
Akvaryumun suyu nasıl değiştirilir?
Hangi süs balıklarına aynı akvaryumda bakılabilir?
Hangi balıklar akvaryumda birlikte yaşayamaz?
Akvaryuma ne tür su konur?
Akvaryumun filtresi nasıl temizlenir?
Japon balığına nasıl bakılır?
Lepistes balığının özellikleri nelerdir?
Akvaryumlarda mutlaka çöpçü balığı olmalı mı?
daha pek çok şey öğrendim... bi tane de çöpçü almışlar, istememiştim ama, o da ölecek gibi, tuhaf davranıyo. stres en büyük düşmanıymış bunların, ölü balıkla yaklaşık 3-4 saat aynı kavanozda kalmak depresyona sokmuş olabilir kendisini. bi de kavanoz değiştirirken travma geçirdi sanki. zor işmiş azizim, evcil hayvan deyip geçmemek lazım, psikolojisini bile düşünmek gerekiyomuş hayvanın..
çöpçüye de çöpçü dememek gerekiyomuş, yani pis işler çevirmiyomuş, dipteki yemleri yediği için öyle deniyormuş, yoksa en az bir ciklet kadar bir lepistes kadar asil kendisi, çok küçük gerçi ama bıyıkları dudakları falan pek haşmetli olacak büyüyünce. Büyürse tabi inşallah, sağ kalır da..
neyse bir adet çingene ve bir adet de çöpçü var hala hareketli görünüyor şu anda. henüz tam emin değilim gerçi çingene japon mu yoksa yalnızca çingene mi ne deniyo??üzeri benekli falan kimle kimin kırması bilmiyorum. Yoksa bi çingenelik yapıp japonu o mu öldürdü acaba? Allahımmm pazar günü döndüğümde ya evde bi cesetle daha karşılşırsam???
lepistes alacam ya bunlar da ölürse, daha şık kuyrukları var, canlı doğuruyolarmış hem, özel hayatları da daha renkliymiş bunların,akvaryum şenlensin nüfus artsın..
neyse, öğrencilerin de verdiği gazla şehre inen(!) arkadaşlara balık siparişi verdim. pek anlamadığım için, "ucuzundan bi iki tane" olarak açıklama yaptım. dün poşette gelen 3 adet balıkcığı pazartesi okuldaki akvaryuma kavuşturana dek kavanozda besleme düşüncem bir gün bile sürmedi :(
kelebeklerin 1 gün ömrü olduğu söylenir hep ama geçen haftalarda odama yerleşen kelebekten kira alacaktım artık, nerdeyse 1 hafta boyunca o duvar senin bu duvar benim yapıştı durdu sağa sola. Ama yazık, yavrum turuncu güzel kuyruklu japonum balığımı daha isim vermeden yan yatmış kavanozun dibinde buldum akşam :(
Küçükken abimin vardı, hep ölür dururlardı, yemleri de iğrenç kokardı, o günlere geri döndüm:)uzman tv izliyorum psikopatça tıklamadığım video kalmadı."AKVARİST"lik diye bir meslek olduğunu öğrendim, şu an benim yaptığım şey de "hobi balıkçılığı" olarak nitelendiriliyomuş. açlıktan ölmezlermiş, fazla yemden ölebilirlermiş, sanırım 1 günde 2 kez yem vermek ağır geldi :)otopsi yapmadım henüz plastik bardağa koyup buzdolabında saklıyorum naaşını, resmi tatildeyim, nasipse pazartesi artık :)neyse, birbirimize fazla alışmamıştık, daha çok üzülürdüm yoksa, vadesi dolmuş ne yapalım:(
evde beslemeye en uygun hayvan, sessiz sakin, çok seviyorum izlemeyi ama ben hastanedekiler gibi kocaman olanlardan istiyorum. Eğer şu miniklerle başedebilirsem işi büyütcem sonra:) balık çiftliği kurcam, ızgara alabalık :D
Akvaryumun suyu nasıl değiştirilir?
Hangi süs balıklarına aynı akvaryumda bakılabilir?
Hangi balıklar akvaryumda birlikte yaşayamaz?
Akvaryuma ne tür su konur?
Akvaryumun filtresi nasıl temizlenir?
Japon balığına nasıl bakılır?
Lepistes balığının özellikleri nelerdir?
Akvaryumlarda mutlaka çöpçü balığı olmalı mı?
daha pek çok şey öğrendim... bi tane de çöpçü almışlar, istememiştim ama, o da ölecek gibi, tuhaf davranıyo. stres en büyük düşmanıymış bunların, ölü balıkla yaklaşık 3-4 saat aynı kavanozda kalmak depresyona sokmuş olabilir kendisini. bi de kavanoz değiştirirken travma geçirdi sanki. zor işmiş azizim, evcil hayvan deyip geçmemek lazım, psikolojisini bile düşünmek gerekiyomuş hayvanın..
çöpçüye de çöpçü dememek gerekiyomuş, yani pis işler çevirmiyomuş, dipteki yemleri yediği için öyle deniyormuş, yoksa en az bir ciklet kadar bir lepistes kadar asil kendisi, çok küçük gerçi ama bıyıkları dudakları falan pek haşmetli olacak büyüyünce. Büyürse tabi inşallah, sağ kalır da..
neyse bir adet çingene ve bir adet de çöpçü var hala hareketli görünüyor şu anda. henüz tam emin değilim gerçi çingene japon mu yoksa yalnızca çingene mi ne deniyo??üzeri benekli falan kimle kimin kırması bilmiyorum. Yoksa bi çingenelik yapıp japonu o mu öldürdü acaba? Allahımmm pazar günü döndüğümde ya evde bi cesetle daha karşılşırsam???
lepistes alacam ya bunlar da ölürse, daha şık kuyrukları var, canlı doğuruyolarmış hem, özel hayatları da daha renkliymiş bunların,akvaryum şenlensin nüfus artsın..

27 Ekim 2010 Çarşamba
Gör(ün)düğünü görüyor musun?
Kaçırma gözlerini kendi gözlerinden! Bakışlarını umursamaz bir boşluk arıyorsan, boşuna... Aynaların hepsi gözlerine tutulmuş... Bakışların en güzeli senin gözlerine dikili. Görmelerin en özeli senin gözlerine göz koymuş, unutma...
Gözlerinin değdiği her yüz(ey)de, senden önce O'nun bakışı var. Senin kendi gözlerini görüşün, O'nun senin gözsüzlüğünü görüşünden çok sonra... Senin kendini görmen için bile var olman gerekirken, O seni görmek için var olmanı şart koşmadı. Seni yokluğunda gördü, senin yokluğunu gördü de görür eyledi, görünür eyledi.
O görmemiş olsaydı görmen gerektiğini, gördüm diye sevdiklerin karanlıkta kalırdı. O görmemiş olsaydı görünmediğini, göründüm diye sevindiklerin yabancı kalırdı.
Gözlerini O'nun bakışından kaçırdığını sanıyorsan, kirli bir aldanış bandajıyla kör ediyorsun kendini. Bakışını hesap sorulmaz sanıp da, hesapsızca bakıyorsan, kendi kendini hiç bulamayacağın talihsiz bir körebe oyunundasın...
Kaçamak bakışlarla avladığın güzellere, senden önce O bakıyor. Nasıl olur da, zaten O'nun var ettiği yüzlere, O'na rağmen, O'ndan habersiz bakıyor olabilirsin? Kendi güzelliklerini ve zindeliklerini sergileyerek var olduğunu sanan edep yoksunları, yokluklarına acındığı için var edildiklerini nasıl görmezden gelirler? Güzel görünmelerine güvenip O'nun gördüğünü görmezden gelen "frikik verme" ustaları ve beden simsarları, kimseler görmezken de, herkesin gözü önündeyken de, herkesin gözünden yittiğinde de kendilerini göreni nasıl bilmezler?
Bir yere gizleneceğini sanma sakın! O'nun görmesini görmemek için baktığın her yüzde O'nun eşsiz görüşü var... O görmese nasıl güzel olurdu güzeller, nasıl güzel görürdü gözler, nasıl güzel görünürdü görünenler..
Haince kaydırdığın bakışlarının pervazında O'nun bakışı nöbet tutuyor. Hayır, hayır... Kırma aynaları boş yere; baktığın her yerde O'na görünen gözlerin önce sana hesap soruyor.
Baktıklarına bak yeniden... Kendi gözlerinin içine bak bir daha...
Görmek ümidiyle yolunu gözlediğin her şey, ancak sana görünür hale gelince değdi gözüne... Gözlerini sana göz göre göre veren, hem gözsüzlüğünü gördü, hem gözsüzlüğünü göremediğini gördü. Gözlerinin göreceklerini gözlerin görmeden önce gördü de gözlerinin önüne koydu. Yoksa, ne ışığa değerdi gözlerin ne de ışık görmene değer güzellere değerdi. Sadece gözlerin değil, ışık bile kör kalırdı; O görmeseydi gözlerin görmediğini.
Hâlâ her şeyi retina dediğin ışığa ve renge duyarlı tabaka sayesinde gördüğün iddiasında mısın?
Işığa duyarlı o yüzeyler sebep sadece... Bahane... O dilerse, gözsüz de görürsün güzelleri: Hiç rüya görmedin mi? O dilerse, ne kadar "açık göz" olsan da, göremezsin güzelliği: Gülleri tekmeleyenleri görmedin mi?
O istemedikçe, gözden hiç kaçmayacakları bile göremezsin!
Peki, kimselere görünmeden yapıp ettiklerinle başlattığın körebe oyununu kazanma ısrarın sürüyor mu hâlâ?
İyi bak gözlerinin içine...
Senin retinan kimsenin retinasına benzemiyor. Biriciksin gözlerinle. Herkesin gözüne değen ışık senin gözüne bambaşka bir açıyla değiyor. Başka görenler gibi değilsin, asla! Demek ki, senin gözünün içine kimsenin gözünün içine bakmadığı gibi bakmış. Sadece bakmış mı? Hâlâ bakmakta. Retinan her an o biricikliğiyle orada. Gözünün bile kör olduğu yerde. Sadece O'nun her an baktığı yerde. Farkında mısın, O şimdi gözlerinin içine yeni/den bakmakta? Sen gözlerini kapatsan da, O gözlerinden bakışını ayırmamakta...
Kimseye göstermeden yaptıklarının kimsesiz kaldıklarına emin misin?
Elindeki kudret sandığın kibir zırhını delecek bir bakışın kâinatta peşin sıra dolaşmadığına nasıl bu kadar güven duyabilirsin?
Seni kimse görmeyi bile aklına getirmezken, seni görmeyi ve göstermeyi uygun bulan Efendinin huzuruna yüzün yerde çıkmaya utanmayacak mısın?
Aklınla bulamadıklarını vahyin sana emanet ettikleriyle bulmaktan uzak durmaya daha ne kadar devam edeceksin?
Boşuna gizlenmeye kalkma... gözleniyorsun!
Gözlerin açık adresidir O'nun görmesinin...
"Gözler onu görmez; O gözleri görür...." [En'am, 103]
Sakın unutma
(İrfan Gürkan Çelebi'ye teşekkürlerimle...)
Senai Demirci
adaşım Ayşegül'e her hafta gönderdiği birbirinden güzel mailler için çok teşekkür ediyorum ben de...
Gözlerinin değdiği her yüz(ey)de, senden önce O'nun bakışı var. Senin kendi gözlerini görüşün, O'nun senin gözsüzlüğünü görüşünden çok sonra... Senin kendini görmen için bile var olman gerekirken, O seni görmek için var olmanı şart koşmadı. Seni yokluğunda gördü, senin yokluğunu gördü de görür eyledi, görünür eyledi.
O görmemiş olsaydı görmen gerektiğini, gördüm diye sevdiklerin karanlıkta kalırdı. O görmemiş olsaydı görünmediğini, göründüm diye sevindiklerin yabancı kalırdı.
Gözlerini O'nun bakışından kaçırdığını sanıyorsan, kirli bir aldanış bandajıyla kör ediyorsun kendini. Bakışını hesap sorulmaz sanıp da, hesapsızca bakıyorsan, kendi kendini hiç bulamayacağın talihsiz bir körebe oyunundasın...
Kaçamak bakışlarla avladığın güzellere, senden önce O bakıyor. Nasıl olur da, zaten O'nun var ettiği yüzlere, O'na rağmen, O'ndan habersiz bakıyor olabilirsin? Kendi güzelliklerini ve zindeliklerini sergileyerek var olduğunu sanan edep yoksunları, yokluklarına acındığı için var edildiklerini nasıl görmezden gelirler? Güzel görünmelerine güvenip O'nun gördüğünü görmezden gelen "frikik verme" ustaları ve beden simsarları, kimseler görmezken de, herkesin gözü önündeyken de, herkesin gözünden yittiğinde de kendilerini göreni nasıl bilmezler?
Bir yere gizleneceğini sanma sakın! O'nun görmesini görmemek için baktığın her yüzde O'nun eşsiz görüşü var... O görmese nasıl güzel olurdu güzeller, nasıl güzel görürdü gözler, nasıl güzel görünürdü görünenler..
Haince kaydırdığın bakışlarının pervazında O'nun bakışı nöbet tutuyor. Hayır, hayır... Kırma aynaları boş yere; baktığın her yerde O'na görünen gözlerin önce sana hesap soruyor.
Baktıklarına bak yeniden... Kendi gözlerinin içine bak bir daha...
Görmek ümidiyle yolunu gözlediğin her şey, ancak sana görünür hale gelince değdi gözüne... Gözlerini sana göz göre göre veren, hem gözsüzlüğünü gördü, hem gözsüzlüğünü göremediğini gördü. Gözlerinin göreceklerini gözlerin görmeden önce gördü de gözlerinin önüne koydu. Yoksa, ne ışığa değerdi gözlerin ne de ışık görmene değer güzellere değerdi. Sadece gözlerin değil, ışık bile kör kalırdı; O görmeseydi gözlerin görmediğini.
Hâlâ her şeyi retina dediğin ışığa ve renge duyarlı tabaka sayesinde gördüğün iddiasında mısın?
Işığa duyarlı o yüzeyler sebep sadece... Bahane... O dilerse, gözsüz de görürsün güzelleri: Hiç rüya görmedin mi? O dilerse, ne kadar "açık göz" olsan da, göremezsin güzelliği: Gülleri tekmeleyenleri görmedin mi?
O istemedikçe, gözden hiç kaçmayacakları bile göremezsin!
Peki, kimselere görünmeden yapıp ettiklerinle başlattığın körebe oyununu kazanma ısrarın sürüyor mu hâlâ?
İyi bak gözlerinin içine...
Senin retinan kimsenin retinasına benzemiyor. Biriciksin gözlerinle. Herkesin gözüne değen ışık senin gözüne bambaşka bir açıyla değiyor. Başka görenler gibi değilsin, asla! Demek ki, senin gözünün içine kimsenin gözünün içine bakmadığı gibi bakmış. Sadece bakmış mı? Hâlâ bakmakta. Retinan her an o biricikliğiyle orada. Gözünün bile kör olduğu yerde. Sadece O'nun her an baktığı yerde. Farkında mısın, O şimdi gözlerinin içine yeni/den bakmakta? Sen gözlerini kapatsan da, O gözlerinden bakışını ayırmamakta...
Kimseye göstermeden yaptıklarının kimsesiz kaldıklarına emin misin?
Elindeki kudret sandığın kibir zırhını delecek bir bakışın kâinatta peşin sıra dolaşmadığına nasıl bu kadar güven duyabilirsin?
Seni kimse görmeyi bile aklına getirmezken, seni görmeyi ve göstermeyi uygun bulan Efendinin huzuruna yüzün yerde çıkmaya utanmayacak mısın?
Aklınla bulamadıklarını vahyin sana emanet ettikleriyle bulmaktan uzak durmaya daha ne kadar devam edeceksin?
Boşuna gizlenmeye kalkma... gözleniyorsun!
Gözlerin açık adresidir O'nun görmesinin...
"Gözler onu görmez; O gözleri görür...." [En'am, 103]
Sakın unutma
(İrfan Gürkan Çelebi'ye teşekkürlerimle...)
Senai Demirci
adaşım Ayşegül'e her hafta gönderdiği birbirinden güzel mailler için çok teşekkür ediyorum ben de...
15 Ekim 2010 Cuma
Cumhurbaşkanı Gül Karabük'te
http://bit.ly/ckNerv
twitter mesajlarını hiç aksatmayan sayın "cbabdullahgul" memleketime gitmiş,
"Ayşe Gül de Karabük'te" olsa haber değeri taşımazdı ama bileydim ben de giderdim :)
twitter mesajlarını hiç aksatmayan sayın "cbabdullahgul" memleketime gitmiş,
"Ayşe Gül de Karabük'te" olsa haber değeri taşımazdı ama bileydim ben de giderdim :)
12 Ekim 2010 Salı
tuhaf!
bu gün hava da güzeldi; ama öğrencilerim "ters" olduğumu söyledi nedense. aslında "farklı" demekti sanırım niyetleri, ama kelime dağarcıklarından çıkamadı.
"birine mi kızdım?"- "hayır"
"birine kötü mü davrandım?"- "hayır"
"birine ters mi baktım?"- "hayır"
"e niye öyle dediniz ki?"- "yüzünüz asık, gülümsemiyorsunuz hiç bugün hocam"
sürekli sevgi kelebeği gibi dolaşmanın zararları. hemen anlıyorlar bir tuhaflık olduğunu, hatta bana inanmayıp başka öğretmenlere soruyorlar (mış) :)
dün akşamdan kalan bir mutsuzluk hali geçmedi gitti.. ağız-kulak arası mesafem yok denecek kadar azdı oysa bi kaç gün öncesinde...
düşünmek de istemiyorum,
üzülmek de..
yaşayıp göreceğiz, her şey olacağına varacak, ben kafama taktığım, suratım asık dolaştığımla kalacağım bi kaç gün..
mutlu olmayacağımı bile bile denemek istemiyorum.
ama mutlu olmayacağımı nasıl biliyorum?!?
ah ne yapsam, işte onu kesinlikle bilmiyorum!
"birine mi kızdım?"- "hayır"
"birine kötü mü davrandım?"- "hayır"
"birine ters mi baktım?"- "hayır"
"e niye öyle dediniz ki?"- "yüzünüz asık, gülümsemiyorsunuz hiç bugün hocam"
sürekli sevgi kelebeği gibi dolaşmanın zararları. hemen anlıyorlar bir tuhaflık olduğunu, hatta bana inanmayıp başka öğretmenlere soruyorlar (mış) :)
dün akşamdan kalan bir mutsuzluk hali geçmedi gitti.. ağız-kulak arası mesafem yok denecek kadar azdı oysa bi kaç gün öncesinde...
düşünmek de istemiyorum,
üzülmek de..
yaşayıp göreceğiz, her şey olacağına varacak, ben kafama taktığım, suratım asık dolaştığımla kalacağım bi kaç gün..
mutlu olmayacağımı bile bile denemek istemiyorum.
ama mutlu olmayacağımı nasıl biliyorum?!?
ah ne yapsam, işte onu kesinlikle bilmiyorum!
10 Ekim 2010 Pazar
10/10/10
Simetrik tarih takıntılı bir insan olan ben, tabi ki bugün burdayım!
aslında tarih ve saati rezerve edip, gecikmeli yazıyorum çoğu zaman yaptığım gibi.
Bugün nikah memurları fazla mesai yapmışlar. E hatun kişiler haklı, en azından böyle bir tarih olursa "unutmaz" belki evlilik yıldönümünü diye bir umut taşıyorlar. Erkeklerin tarih konusunda bir gayret içinde olduklarını hiç sanmıyorum. Bir gün sonrasında tv'deki bu haber karşısında arkadaşlarla sohbetimiz pek etkili oldu bu sanıda.
http://www.ntvmsnbc.com/id/25139064/
güzel bir gündü, öğleden sonrasından itibaren, (drink drink drink-walk walk walk-talk talk talk) kayda bu blogda değmez, ama geçen yılın en popüler tarihli 09.09.09'una göre daha mutlu bir gün!
13.13.13'ü bekleyeceğim ben :))
aslında tarih ve saati rezerve edip, gecikmeli yazıyorum çoğu zaman yaptığım gibi.
Bugün nikah memurları fazla mesai yapmışlar. E hatun kişiler haklı, en azından böyle bir tarih olursa "unutmaz" belki evlilik yıldönümünü diye bir umut taşıyorlar. Erkeklerin tarih konusunda bir gayret içinde olduklarını hiç sanmıyorum. Bir gün sonrasında tv'deki bu haber karşısında arkadaşlarla sohbetimiz pek etkili oldu bu sanıda.
http://www.ntvmsnbc.com/id/25139064/
güzel bir gündü, öğleden sonrasından itibaren, (drink drink drink-walk walk walk-talk talk talk) kayda bu blogda değmez, ama geçen yılın en popüler tarihli 09.09.09'una göre daha mutlu bir gün!
13.13.13'ü bekleyeceğim ben :))
9 Ekim 2010 Cumartesi
bu gün burda cumartesi
FD'nin eski şarkılarını daha çok seviyorum.
bunu mesela:
http://fizy.com/#s/1lxcys
başından sonuna dek çok vurucu söz öbeklerini duyduğunuz anda, gülüp eğleniyor olsanız bile, hüzün yağdırmaya başlar üzerinize. kendisi yazmıştır FD.
daha en başında "bakışların gittiğin yerden uzak, yoksa gelirdim" benzetmesiyle devamında içinizi damla damla yakacağını hissettirir.
"bu gün orda da cumartesi mi, sen de beni, benim kadar özledin mi?"
ne güzel sözlerdir bunlar yahu! giriş, gelişme, sonuç... bütünüyle film tadında fevkalade bir şarkıdır ben bildim bileli. taa sanırım lise yıllarımdan beri. Ayrıca, kanaatimce bu albümdeki (bknz: alev alev, nadas, ..) hissiyat diğerlerine göre daha ağırdır.
bir de "ayrılık bu söyle sendeeee" diye başlayan kısımda çok hoş, çok farklı bir "farklı" deyişi vardır hep dikkatimi çeken.
çok uzatmamıştır şarkıyı FD, öyle defalarca tekrar eden nakaratlar yoktur. girişteki introyu da geçecek olursak nerdeyse 2,30 dk'da anlatmıştır demek istediğini. tebrik etmek gerekir, kimi yıllarca, sayfalarca anlatamazken...
finalinde "gülme incinirim" der, perde kapanır, mesajını iletmiştir ve noktayı koyar. Daha ne desin!
öyle içimden geldi bu gün sabah sabah bu şarkıyı dinleyesim geldi, hala da dinliyorum...
bunu mesela:
http://fizy.com/#s/1lxcys
başından sonuna dek çok vurucu söz öbeklerini duyduğunuz anda, gülüp eğleniyor olsanız bile, hüzün yağdırmaya başlar üzerinize. kendisi yazmıştır FD.
daha en başında "bakışların gittiğin yerden uzak, yoksa gelirdim" benzetmesiyle devamında içinizi damla damla yakacağını hissettirir.
"bu gün orda da cumartesi mi, sen de beni, benim kadar özledin mi?"
ne güzel sözlerdir bunlar yahu! giriş, gelişme, sonuç... bütünüyle film tadında fevkalade bir şarkıdır ben bildim bileli. taa sanırım lise yıllarımdan beri. Ayrıca, kanaatimce bu albümdeki (bknz: alev alev, nadas, ..) hissiyat diğerlerine göre daha ağırdır.
bir de "ayrılık bu söyle sendeeee" diye başlayan kısımda çok hoş, çok farklı bir "farklı" deyişi vardır hep dikkatimi çeken.
çok uzatmamıştır şarkıyı FD, öyle defalarca tekrar eden nakaratlar yoktur. girişteki introyu da geçecek olursak nerdeyse 2,30 dk'da anlatmıştır demek istediğini. tebrik etmek gerekir, kimi yıllarca, sayfalarca anlatamazken...
finalinde "gülme incinirim" der, perde kapanır, mesajını iletmiştir ve noktayı koyar. Daha ne desin!
öyle içimden geldi bu gün sabah sabah bu şarkıyı dinleyesim geldi, hala da dinliyorum...
5 Ekim 2010 Salı
frozen registration :)
ingilizce dünyasına yeni kavram getirdim, aferin bana :D
ne düşük bir donma noktasıysa artık! ama çok şükür ki, dilediğim gibi oldu.
şimdiiiiiii, en önemli aşamaya geldik, yani hep göz ardı ettiğim kısım: "Ankara'ya gidiş!"
aklıma kötü kötü şeyler geliyor,
çok kalmıyor, biraz oyalanıyor sonra da gidiyor zaten.
göze alamıyorum, aman boşver diyorum bazen.
bu gün öğrencim içinde bulunduğum, ya da bulunmayı tasavvur etmeye çalıştığım durumu öyle bir imalı (bence) dile getirdi ki!
cep telefonumda çalan Nil'in şarkısının yarım haliyle dillendirişine gülsem mi ağlasam mı bilemedim.
bir tanesini başarsam, daha mutlu olmaz mıyım?
acelem yok, bekliyorum!
ne düşük bir donma noktasıysa artık! ama çok şükür ki, dilediğim gibi oldu.
şimdiiiiiii, en önemli aşamaya geldik, yani hep göz ardı ettiğim kısım: "Ankara'ya gidiş!"
aklıma kötü kötü şeyler geliyor,
çok kalmıyor, biraz oyalanıyor sonra da gidiyor zaten.
göze alamıyorum, aman boşver diyorum bazen.
bu gün öğrencim içinde bulunduğum, ya da bulunmayı tasavvur etmeye çalıştığım durumu öyle bir imalı (bence) dile getirdi ki!
cep telefonumda çalan Nil'in şarkısının yarım haliyle dillendirişine gülsem mi ağlasam mı bilemedim.
bir tanesini başarsam, daha mutlu olmaz mıyım?
acelem yok, bekliyorum!
30 Eylül 2010 Perşembe
iyi ki varsın dafniam!
"sen uzattığın elini tutmayan ele mi dargınsın, tutmayacak bir ele uzattığın için kendine mi kızgınsın?"
bunu okuyan dafniamın aklına gelmişim, maillemiş bana. canım benim, mutlu ediyor beklenmedik zamanlarda yazdığın bir kaç satır sımsıcak maillerin. çok seviyorum ben seni!
bunu okuyan dafniamın aklına gelmişim, maillemiş bana. canım benim, mutlu ediyor beklenmedik zamanlarda yazdığın bir kaç satır sımsıcak maillerin. çok seviyorum ben seni!
26 Eylül 2010 Pazar
a walk to remember
love is patient, love is kind.
love is not jealous, it does not brag, and it is not proud.
love is not rude, is not selfish, and does not become angry easily.
love does not remember wrongs done against it.
love is not happy with evil, but is happy with truth.
love bears all things, believes all things,
hopes all things, endures all things.
love never fails..
love is not jealous, it does not brag, and it is not proud.
love is not rude, is not selfish, and does not become angry easily.
love does not remember wrongs done against it.
love is not happy with evil, but is happy with truth.
love bears all things, believes all things,
hopes all things, endures all things.
love never fails..

sevgi her zaman sabırlı ve candandır.
asla kıskanç değildir.
sevgi asla kendini beğenmiş ya da kibirli değildir.
asla kaba ve bencil değildir.
saldırgan ve kızgın değildir.
sevgi başka insanların günahlarından zevk almaz..fakat hakikati sever.
her zaman bağışlamaya, güvenmeye, ümit etmeye hazır ve başa gelen herşeye tahammül eder...
asla kıskanç değildir.
sevgi asla kendini beğenmiş ya da kibirli değildir.
asla kaba ve bencil değildir.
saldırgan ve kızgın değildir.
sevgi başka insanların günahlarından zevk almaz..fakat hakikati sever.
her zaman bağışlamaya, güvenmeye, ümit etmeye hazır ve başa gelen herşeye tahammül eder...
20 Eylül 2010 Pazartesi
seni affetmek bile güzel yaa a a a!
http://fizy.com/#s/1l8jm0
ne hoş şarkıymış!
ilk kez bugün dinledim.. sevdiceğin içi ısıtan bir gülümseme gibi, bahar gibi, yaz gibi, güneşli bir günde deniz kıyısından esen rüzgarla içine dolan çiçek kokusu gibi...
ne hoş şarkıymış!
ilk kez bugün dinledim.. sevdiceğin içi ısıtan bir gülümseme gibi, bahar gibi, yaz gibi, güneşli bir günde deniz kıyısından esen rüzgarla içine dolan çiçek kokusu gibi...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)