Tiyamin (B1 vitamini: thiamine:C12H18N4OSCl2) eksikliğinde yorgunluk, depresyon, zihin bulanıklığı, fiziksel koordinasyonda bozukluk, iştah azalması, sindirim bozukluğu, başağrısı, sinir ve dolaşım sistemi hastalıkları, kas krampları, ödem gibi sorunlar baş gösterir.



13 Şubat 2010 Cumartesi

ne oluyor bana ya!

sevgili Berna,
seni tanımıyorum henüz, yani cismen.
ancak bugün tarafımdan aşırı şekilde kıskanıldın.
hatta aşırı şekilde de gıcık olundun.
yazmak istedim
haberin olsun
heyheylerim üstümde:))
ayrıca sevgili Hatice,
MSN'de sürekli düşüp tekrar online olup sağ altta fotoğrafınızı sürekli görmekten irrite oldum. tez vakitte internetiniz kesilsin inşallah :P
"irritated" seviyorum bu kelimeyi, lakin tam türkçe karşılığı yok sanırım.
en iyisi uyumak!
internet beni huysuz yapıyor sanırım...

29 Ocak 2010 Cuma

DöN - Mustafa Ceceli

offf ne şarkı !!!
sırf bu şarkıyı en derinden hissetmek, acıyla kıvranmak için, en sevdiceğini bi yere gönderir, sonra acıtasyon yapmak için "repeat track" ayarlayıp bıkmadan usanmadan aynı sözleri tekrarlayarak yatıp kalkıp dinleeer durur insan.. mazoşist bi insan yani...
çok mu ruhsuzlaştım ne?!?
yok yok gerçekten takıldım bu şarkıya, ama neden bilmiyorum. dönecek kimse de yok ki.. yani dönme eyleminin gerçekleşmesi için öncelikle bir "gidiş" olması gerekir, haliyle de onun evvelinde bir "geliş"..
bu bir şarkı analizi olacak, canım çekti.
söylemeden edemicem, rahatsız eden bi yer var beni. şarkının girişindeki yalın çello basıyor sanırım do sesiyle ( ah bak kemanımı özledim akrabasından bahsedince )

hah işte şarkıda dakika:1 gol:1!
tam orası, sanki bilgisayara yeni donanım takmışsın gibi! ne o öyle yaaa!
bi an noluyo ya bilgisayara diye irkildim hatta. hiç hoş gelmedi kulağıma, gerçi 15. dinleyişten sonra alıştım ama.. ı ıh olmamış.. neyse, bu "dınnn dı- dıın dı- dıın dı- dıınnn "sesinden çok puan kırmıyorum Ceceli, olmasın bi daha böyle. gerçi ben seni "unutmadım, unutamam, kara sevdam merak etme; yaşamaksa yaşadım lakin, canımın çoğu kaldı sende" dediğinde sevmiştim ilk kez, onun hatrına affettim hadi, 100! otur yerine, seni hastalığımda sağlığımda tv'de göreyim, güneşin doğduğunu battığını senle izlemeye gerek yok, Allah sahibine bağışlasın :)

Allahımmm 12 gün tatilimi yiyenler beter olsun beni bu hale düşürenler..!
herşeyde bi hayır vardır sabır tiyaminim...!
nerde kaldık?
nakarattaki sözler gayet sıradan ama niye bu denli hoş geliyor anlamadım. Candan abla gibi felsefe yapmamış, Feridun abi gibi kelime oyunları yok, ama Orhan veli şiiri misali hoş bir yalınlık, basitlik var. ve en sevdiğim şekilde nakarat sabırsızlıkla bekletiyor kendini ve ince ince işliyor. çok tekrarlayıp nakaratı sıkmamış da. şarkının ikinci bölümü de farklı dizelerden oluşmuş ve ilkinden daha kısa, sevdiğim şekilde, tekrar aferin.(ama ikinci kısımda sevmediğim bi yer var aşağıda belirttim) vee şarkıya son noktayı da, vokallerinin git gide azalan seslerinden sıyrılan sayın Ceceli yalın sesiyle "yalansız" diyerek koyuyor...


çoğaldı gitgide yokluğun dağ gibi
atılmış üzerine ağ gibi

zaman ilaç değil, yanmaya alıştıran
hepsi sönse de yanan tek bir çerağ gibi
( topraktan ya da metalden yapılan, içinde yağ yakılan kandil veya çıra anlamındaymış. bilmiyordum öğrendim sayende sağol Ceceli, +1 sözcük ekledim dağarcığıma)

kim bilir kaç ilkbahar yaz
sonbahar kış, aylar mevsimler derken
seneler sensiz geçti
büyüdü ağaç oldu çoktan ektiğimiz fidanlar
( bak burayı da sevmedim, "tohumlar fidana, fidanlar ağaca, ağaçlar ormana dönmeli yurdumda" şarkısı gibi, gerçi senin suçun yok Sezen abla yazmış)
gölgesinde kaç gün geceyi zor ettim

dön dayanamıyorum artık
dön bu ne çok yalnızlık
çık gel ne olursun apansız
hadi dön, hadi dön, hadi dön yalansız

uzayıp giden yollara kitlenmiş gözlerim
(kitlenmek ne ya öle bi kelime yok, uydurma, canım benim o "kilitlenmek" yapma Sezencim kocaman kadınsın ya, böylesine naif bi şarkıda böyle uyduruk yeni türemiş bi kelime hiç hoş durmuş mu)
tükenmiyor ümit, bir olmazı bekliyorum
bulur mu bulur beni de günün birinde bir mucize
duayı duaya ekliyorum
(pek yakın hissettim kendime burayı sevdim)

dön dayanamıyorum artık...
( i think so Ceceli)


bi şarkı için bu kadar çok laf edilir mi yaa.. ben ederim! :)

26 Aralık 2009 Cumartesi

ne müttefik belli, ne sığınakların yeri!?!

bu gece "huzurlu zamanları yıkan sorular biliyorum"

aman aferin bana!

elimde yalnızca sorular var. bi de önümde ne kadar uzunlukta olduğunu bilmediğim bir sınav süresi. ne cevapları bilmek istiyorum, ne de bildiklerimi yazmak. çünkü "hem suçsuz, hem güçsüz, hem halsiz"im!

20 Aralık 2009 Pazar

congratulations! (i like this pronuncation;))


100 günde 150!
teşekkürler canım benim :))
"let me let you know"
(from Pink)
bugünü tebessümle açıp, daha büyük gülücüklerle kapattım.

güzel bi gün daha!

gerginlik! ( it's just a "das experiment")

insan kendi arzusu hür iradesiyle bu denli gerebilir mi kendini gece gece!
eveeeet, ben yap-tımmm!!! diye bağırır...(bi yandan da küçük psikopat mario canavarı kızımızı dehşetle anıyoruz, dehşetim az geldi de)
yalnızca bir deney, oyun, hepsi geçecek...zaman ilerledikçe normale döneceğim, hele bir uyuyayım da inşallah nasip olursa.

bazı tuhaf gereksiz haller, öğretmencilikte bazı ilkler, ufak gülümsemeler, koca koca kahkahalar, özlemler, yad edişler, gıcık oluşlar, pazara geçerken gerilişler.. güzel bir cumartesiydi yine de.
neyse, let's change the subject.
aklıma gelmişken az kaldı 150'yi kutlamaya, belki yarın, belki yarından da yakın!
seviyorum istatistikçi hallerimi
seviyorum şu teknolojiyi:))

ve kermit'i hatırlamayan sevgili arkadaşım, inanmak istiyorum bu gün söylediğin kehanetlere;)

sonraaaa
aroma erkekler 1. ligindeki sevgili takımımızı izlemeye gidince lise günlerimi özledim bu gün, ted'le olan voleybol maçlarını, yüksek tavanlı, elektrikli kalorifervari tuhaf ısıtıcıları olan spor salonumuzu, ders asmaca girişimleriyle olur olmaz her maça gitme aşkımızı, KAL KAL kırmızı-siyah tezahüratlarını... of be, lise öğretmeni oldum, öğrenciliği özlüyorum, bu ne yaa!..

yazmak beni sakinleştiriyor hem bu tarih önemli sanmıştım, şu an için değil belki...

13 Aralık 2009 Pazar

çiğ, nem :)

yaw özlemişim sabah mutlu uyanmayı :))
tamam iyi hoş da, acınacak bi halim var gibi de geliyo bi yandan, sırıtışımdan hemen sonra hafif bir dudak büzüşe geçiyorum sanki; lakin imrenilecek bi halim de var. kişiden kişiye, bakış aşısından açısına değişir:P
derinlere inmeye korkuyorum.
sebeplere, çağrışımlara değmek istemiyorum.
düz, basit, masum...
her şeye rağmen, hafif saçma bulsam da, geçici de olsa sevdim bu durumu.

öyle işte.

az önce tekrar dinledim,
sertab'ın şarkısını pek beğendim bu arada. eski şarkılarını hatırlattı. son zamanlardaki elektronik halleri itici gelmişti zaten.


"yoruldu, duruldu, kırıldı,
vuruldu birkaç kere...
yazılıdır hepsi tiyamini hikayede"

9 Aralık 2009 Çarşamba

zor günler

yoğun, tuhaf, değişik bir gün...
mesleğimden nerdeyse nefret ettiğim ancak sonra iyi ki öğretmen olmuşum dediğim bir gün.
bazen hayat ne kadar zor, ne kadar katlanılmaz oluyor.
kollarımda ağlayan, şefkatime inanan, kardeşim (olsa) yaşında, belki de hayatının en zor günlerini yaşayan güzeller güzeli bir kız...onu, gözyaşlarıma hakim olmaya çalışarak teselli etmek, güç vermeye uğraşmak...
o bakışı hiç unutmayacağım,... küçük penguenim, ikinci yeni kardeşim, Rabbim seni ve sevdiklerini her cihanda mutlu kılsın...

22 Kasım 2009 Pazar

deprem!!!

an itibariyle bi güzel sallandık!
Allahım sen koru!

Ensemble c'est tout

-"Neden söylemiyorsun:"Senin gitmeni istemiyorum!" İfade etmesi çok mu zor?
.................................


-Seni tek başına bıraktığım için üzgünüm... Seni istasyonda hayal ediyorum, kaybolmuş,...ağlamaklı, üzüntülü....

-Ağlamıyorum, çıkmak üzereyim.

-Öyle mi?

-Yalancı

20 Kasım 2009 Cuma

kader değil insan acıtır canı


"kader değil insan acıtır canı"
üüüfffff!... türkçe şarkılarda geçen mükemmel sözlere bakınız vermek istiyorum bu şarkının tamamı için.
"ne yağmurlar diner,
gönlümde her bir hücre [işte tam burda şarkı dikkatimi çekti: "hücre" kısmında :) halbuki çok duymuştum bu şarkıyı ama dinlememişim, farklı iki şarkı sanıyodum hatta, neyse kusura bakma Özgün abi, limewire ortak oldu suçumuza, hakkını helal et :P ama beğendim sözleri, aferin aldın benden, yeter o sana;)] neyse devam edeyim şarkının sözlerine
bana seni diler
sensizlik benle yaşlanmış en büyük acım (burda biraz arabesk takılmışsın ama olsun)
inan değişmez yerin bende aynı" (burayı pek beğendim)

PS: (bugün aslında dündü)
(hep "ensemble c'est tout" yüzünden)
extra PS: Dafnimmm sen de kabahatlisin! Guillaume Canet sen de öyle! biraz daha geri gidersek "jeux d'enfants" a da suç atabiliriz :P

18 Kasım 2009 Çarşamba

anadolu çocuğu:))

"if u follow your dharma, you'll get good karma and you'll be born in a better varna"

karmamın mutluluğunu yaşıyorum :P
ama bunun yanı sıra:
işlerimi son ana bırakmanın gerginliğini,
aklıma takılan, tutarsız yanları olan, cevabını merak ettiğim soruların huzursuzluğunu,
bayrama dair bir heyecan, mutluluk hissetmiyor olmamın tuhaflığını,
belki de mevsimsel soğuk algılığı ve erken kalkmakla birleşen halsizlik ve yorgunluğu,
benden nefret eden öğrencilerimin umursamazlığını,
beni çok seven öğrencilerimin mutluluğunu,

"olmazlara meyilli" halimle aklımın çatışmasını,
ailemin tedirgin etmenin sıkkınlığını,
birbirinin aynısı gibi tükenen günlerin bıkkınlığını da yaşıyorum son günlerde...

11 Kasım 2009 Çarşamba

organ bağışı

mutluyum... fani dünyada kime ne kadar yararım dokundu, dokunacak bilmem ama, belki ölümümü bekleyenler mutlu olur emaneti teslim ederken yüce Mevla'ya..

"organ bağış kartım" var artık cüzdanımda sürekli taşıdığım. "her nefis ölümü tadacak" bari bizden sonra "hayatı tadacak" birilerine faydamız dokunsun. Ne diye korkuyoruz bu kadar, ama madem öyleyken nasıl böylesine belalardan emin, böylesine benciliz bu konuda hayretlerim şaştı bu gün.
Ölümü, hastalığı yakıştıramıyoruz, kendimize, sevdiklerimize, düşünmek bile istemiyoruz hastane odasında hiç kimsemizi. yardım etmekten geçtim, çok küçük bir ihtimal için bile adım atmıyoruz. bizim olmayan, emanetçisi olduğumuz bedenimizin bütünlüğüne öyle düşkünüz ki, can bedenden çıktıktan sonra bile kıyamıyoruz..

lakin, ne yeterince şükrünü eda ediyoruz ne de kadrini kıymetini biliyoruz... Peygamber efendimizin buyurduğu üzre:

Beş şeyden önce beş şeyin kıymetini bil!

1- İhtiyarlıktan önce gençliğin,
2- Hastalıktan önce sağlığın,
3- Meşguliyetten önce boş vaktin,
4- Fakirlikten önce zenginliğin,
5- Ölmeden önce hayatın

“Kim bir kimseye hayat verirse, o sanki bütün insanlara hayat vermişçesine sevap kazanır.” Maide suresi, ayet 32

“İnsan kendisinin kemiklerini bir araya getiremeyeceğimizi mi sanıyor? Evet bizim onun parmak uçlarını bile aynen eski haline getirmeye gücümüz yeter.”
Kıyame suresi, ayet 3-4.


bugün Pazar ve ben seni çok özledim


10 Kasım 2009 Salı

09/11/09 'u kaçırdım :((

nasıl unuttum ama ya, canım sıkıldı...sen 10 aydır ihmal etme, sene biterken unut!
09'lu sondan bi önceki tarihi rezerve etmem 10 saniyemi bile almazdı halbuki...

zihnim tarumar... ondan sanırım arada bu kaybolup giden ayrıntılar. bu gün ummadığım şekilde iyi geldi konuşmak. hemcins olmak, bazı konularda benzer bakış açısına sahip olmaya yetiyor sanırım... "ön" sıfatlı şu bazı yargılarımı törpülemek istiyorum mümkün olduğunca. herşeyde bir hayır varmış işin özü, biraz rahatladım, derken günbatımıyla geri dönen bi tedirginlik oturdu yine kronik olarak omuzlarımın ve biraz da kaşlarımın üstüne.


yaşar & yıldız usmonova- "seni severdim"
ve
yonca lodi- "emanet" yeni favori şarkılarım

uzak yollar çağırıyor beni, söylenmemiş şarkılar.. devamı gelmedi, nerden hatırlıyorum acaba, bulamadım.
blog'uma aşırı bi düşkünlük, şarkılarla daha bir haşır neşir olmalar... hoşuma gitmemeye başladı bu
haller...

"Pencereme vurmayın, ödüm patlayabilir; Dokunmayın, vücudum boşluğa kayabilir..."

7 Kasım 2009 Cumartesi

içimde yılgın rüzgarların ayak sesleri

sabah uyandığınızda dilinize dolanan şarkılar olur ya hani bildik, tanıdık, çağrışımlı...genellikle uykumu aldığım, mutlu uyandığım zamanlar için geçerli olduğundan severim bu durumu. lakin önceki gün yatarken müzik dinlemedim, sabah teknolojik hiç bi alete dokunmadım ama sanki gece uyurken biri kulağıma fısıldamış gibi, kimin söylediğini dahi bilmediğim bi şarkıyı mırıldanırken buldum sabah sabah yatağımı toplarken. ayrı bi tuhaflık da sadece nakaratını biliyorum:

"içimde yılgın rüzgarların ayak sesleri, sende daha yeni yeni kavak yelleri"


gün içinde sordum öğrendim, şarkının geri kalan kısmı gayet yabancı geldi. sonra aramanın gücüne inanıp buldum, indirdim internetten, soner arıca'nın yorumuyla güzel şarkı, ama bana biri mi söyledi acaba?

3 Kasım 2009 Salı

hayırdır inşallah!

Usandım boş yere hep gitmeler, gelmelerden;

Bırakın uyuyayım, yandım kelimelerden!


iyi hoş ama mamafih! bu kez de Yaşar çalındı kulaklarıma sabah uyandığımda: "bir rüya gördüm içinde sen, beni terk edip gitmişsin, beni yok etmişsin..hayırdır inşallah!"

komik, enteresan ama aslında bilinçaltım üzdü beni Freud'a göre düşününce. deli saçması olarak nitelendirmek lazım bazen :) sonra yücel arzen eşliğinde, rüya dostumla hayra yoralım hayır olsun dedik her zamanki gibi.

ve son olarak başka şarkıya geçiş yaptım uyku ve rüya temalı olarak, Vega'dan:

<<her rüyanda gizlice uyur
istemezsen yalnızlığa uyanmaya mecbur
dileğini tutmuş sayar, sonsuzdan geri
yanarken yanakları üşürmüş elleri>>

29 Ekim 2009 Perşembe

artık dönemesek de geriye, ardından koştuğumuz zamandır

nerdeeen nereye...
etkileyici bir sezen şarkısında zemin olarak kullanılmış uzakdoğulu bir kısa filmde günebakan tarlasında geçen sahnelerde daldım gittim. sonra uykusu kaçmış zihnimde abuk düşünceler şekillenmeye başladı. neden "ayçiçeği" derler ki "günebakan"a ??? sunflower: günçiçeği, güneşçiçeği.. bak ne güzel söylemişler, aferin ingilizlere. boynunu ayışığında büken çiçeğin sevdasına ve sevdalısı güneşe ayıp olmuyo mu "ayçiçeği" demekle..

sonra yeni türkünün şarkısı eşliğinde günebakan tarlasında koşturup durmak istedim, geçmişe dönemesem de şimdiki halimle de olur. nasılsa bana hala tepeden bakacak güneşçiçekleri. saatlerdir günebakan tarlasında çocuk fotoğrafı arıyorum ama yok!!! biri kalk gidiyoz dese sabah gün doğumuna yetişip kabaran fotoğraf çekme aşkımı dindircem ama boylu poslu günebakan bulabilir miyim bu mevsimde? Trakya'ya gitmeliyim tez vakitte, hazır Semoşum da ordayken bu tasarımı gerçekleştireyim kısmetse... of ama yaza kadar beklemek gerekecek galiba...


YENİ TÜRKÜ-GÜNEBAKAN

Evvel zaman içinde dostlar ağaçlara ev kurardık
Tatlı bir düş içinde bir yere bir göğe bakardık
Gönlümüz kuş gibiydi dostlar dünyaya kanat açardık
Tutsak değildik zamana başına buyruk yaşardık

Çocuklardık parlak yıldızlardık o zaman
Ay büyülüydü yakamoz deniz
Ardından koştuğumuz sonbaharlar
Çocuklardık parlak yıldızlardık o zaman
Artık dönemesek de geriye
Ardından koştuğumuz son zamandır

O zaman bu zamandır dostlar ne ister neyi özleriz
Denizini arıyan akarsulara benzeriz
Pencereler bırak açık kalsın geceleri yağmurlar yağsın
Günebakan düşlerimiz yağmur sesiyle çoğalsın

Çocuklardık parlak yıldızlardık o zaman
Ay büyülüydü yakamoz deniz
Ardından koştuğumuz sonbaharlar
Çocuklardık parlak yıldızlardık o zaman
Artık dönemesek de geriye
Ardından koştuğumuz son zamandır

18 Ekim 2009 Pazar

özlediğim şarkılar

eski bi şarkı, sanırım beş yıllık bi mazisi var, radyoda duyduğum anda içimi ısıttı birden ve tüm gün dilime dolandı temizlik yaparken."meleklerin sözü var" daha güzelmiş yalın'ın eski şarkıları. akşam oluyorken kendi üzerimde anlamlandırmaya başladım sözlerini
"güneş batmış bana ne, ellerin yok kime ne "
kırgınlıklarımı düşündüm, canım yanmadı, geçti mi bilmiyorum, batıyor belki ama acıtmıyor sanırım. "yerine koyamam ki, razı olamıyorum işte sensizliğe.."

"dünya üzemez beni
ölüm korkutabilir mi
sen olmadan bu kalp hissedebilir mi ?

güneş batmış banane?
ellerin yok kime ne?
yerine koyamadım, razı olamadım sensizliğe"

öyle işte bakalım, yeni evimde ilk kez 24 saati tamamladım. artık diyebilirim ki : home sweet home:)

9 Ekim 2009 Cuma

yoruldum...

tekrar dilime dolanan şarkı.
mayıs, haziran ve şimdi ekim...her bekleyişin ardından yorgun düşüşler üzerine, defalarca neşter vurulan sonra geçti diye sarılan yaralardan sonra günde en az 3 kez aç karna...

6 Ekim 2009 Salı

sevgileri yarına bırakmak

aklıma Behçet Necatigil'in şiiri çok sık takılıyor bu aralar. haftada en çok 3 gün okula giden bir bünye için, geride bıraktığım bir aydaki yüksek tempoda yitip gitmemek için canlı tutmaya gayretindeyim bazı hislerimi. "yarınlara bırakmamak için sevgilerimi".
ama nafile! havsalam almıyor bazı şeyleri. öyle XL genişliğinde zamanlar değil ki benim istediğim, yalnızca kıymet bildiren bir kaç dakika.
hani eurovision şarkısı gibi Semiha Yankı'nın...
zaman mefhumu böylesine göreceli iken önemli olan ona yüklenecek kıymette gizli. tabi kimin vakti neye-kime göre kıymetli, o da bir muamma.. ama aşikar olan bi şey var, o da geçen zamanın bi kıymetinin kalmadığı...

"sevgileri yarınlara bıraktınız
çekingen, tutuk, saygılı.
bütün yakınlarınız
sizi yanlış tanıdı.

bitmeyen işler yüzünden
(siz böyle olsun istemezdiniz)
bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi
kalbinizi dolduran duygular
kalbinizde kaldı.

siz geniş zamanlar umuyordunuz
çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek.
yılların telaşlarda bu kadar çabuk
geçeceği aklımıza gelmezdi.
....."