Tiyamin (B1 vitamini: thiamine:C12H18N4OSCl2) eksikliğinde yorgunluk, depresyon, zihin bulanıklığı, fiziksel koordinasyonda bozukluk, iştah azalması, sindirim bozukluğu, başağrısı, sinir ve dolaşım sistemi hastalıkları, kas krampları, ödem gibi sorunlar baş gösterir.



3 Mayıs 2009 Pazar

cam ırmağı

"Değil mi ki kimi taş gemi oldum cam ırmakların üzerinde yüzmeye kalkıştım,
kimi cam ırmak oldum taş gemilerin bağrımda yüzmesine alıştım.
ama her halde de sadece cam ırmağın değil taş geminin de kırıldığına tanığım..
netice: cam ırmağında taş gemi yüzdürmeyi bir türlü başaramadım.." nb

17 Nisan 2009 Cuma

dünyanın sonuna doğmuşum!

sıkıldım çok, her dakika düşünmekten üzülmekten
artık yok, kalmadı gücüm düşmekten yenilmekten
pişmanım erken vazgeçmekten kendimden
bu alem geçmiş kendinden
ne gelir elden ?

9 Nisan 2009 Perşembe

sevgili Piaget:))

geriye sarmak istiyorum zamanı, takvim yapraklarını tek tek bıkmadan yapıştırmak.. taa ki işlem öncesi döneme dek..

neden-sonuç ilişkisi kurmayayım olaylar arasında, umrumda olmasın hiç bi neden! tersine çevrilmesin hiç bişey, geri dönüş yolunu bulamayım ne evime ne geçmiş yaşantılarıma...soyut hiç bişey olmasın zihnimde ne sevgi ne aşk ne nefret ne de özlem...illa aşk olacaksa ninja kaplumbağaların turuncu michaelangelo'suna olan aşkım devam etsin, onla evleneyim:) her akşam pizza yiyelim:))
hayatta önemli olan tek şey "oyun oynamak"olsun, beni üzen de çikolatamı abimin yemesi veya barbie bebeğimin kolunun çıkması...

sorulan sorulara cevap verme derdim olmasın, "hı?" deyip durayım masum masum bakarken. kimse beni davranışlarımdan ötürü kınamasın, çocukluğuma versinler tüm ayıplarımı, kimseye verecek bi hesabım, derdim olmasın. sabahın köründe yalnız ve yalnızca çizgi film izlemek derdiyle kalkayım yataktan, şeker kız candy'nin anthony'si öldü diye ağlayayım ya da banyodan sonra parmaklarım buruştu diye..

camın önüne oturup yağmur damlalarını yarıştırmaca oynayalım, babamın gelişini izleyeyim yaz akşamları balkondan, kapıyı önce açmaca şampiyonşip düzenleyelim abicikle...

piaget teyze:)) bilişsel yapımı yaklaşık 20 yıl geri alabilir misin zahmet olmazsa:)









4 Nisan 2009 Cumartesi

complicated

içim sıkılıyor... bıktım bu bekleyişlerden, bu kaçıp-kovalamacalardan, küskünlüklerden, kırgınlıklardan, yaralardan... özledim! tuhaf! kavuşmadan, özledim...
uzun bir yola gitti farzedemiyorum, beklemek ve bekletmek istemiyorum. bi gün baksam ki gelmiş, hani o şiirdeki gibi...

16 Mart 2009 Pazartesi

hay bu teknolojinin!!!

en büyük mutluluk cehaletmiş! ne kadar az şey bilirsem o kadar mutluyum! ne gerek var internete, arama motorlarına, iletişim cihazlarına, blog'a, messenger'a, en yeni sürümüne fln flm... ne haddine senin yeni versiyon kullanmak, değil internete girmek, kapağını açma pc'nin! otur ders çalış, mutlu ol, gece gece kimse de bozmasın senin sinirini!!!

9 Mart 2009 Pazartesi

Allessandra Lolita Oswaldo


"Telefonu icat eden Graham Bell, ilk hattı sevgilisinin evine çekmişti. Atölyesinde telefon çalınca arayanın Allessandra Lolita Oswaldo`dan başkası olamayacağını bildiğinden Graham Bell, telefonu açar açmaz `Allessandra Lolita Oswaldo` diyordu. Bell, zamanla sevgilisine, adını kısaltarak hitap etmeye başladı ve telefonu her açışında onu `Ale Lolos` diye karşıladı. Çalışmaları uzadıkça Bell, sevgilisinin adını daha da kısalttı ve öne iki heceli bir ad buldu: `Alo!` Allessandra Lolita Oswaldo, geliştirip, tüm kente yaymaya çalıştığı telefondan başka bir şey düşünmeyen sevgilisinin bitmek tükenmek bilmeyen deneylerinden rahatsız olmaya başlayınca Graham Bell`i telefonuyla baş başa bırakıp onu terk etti. Yaşlı Bell, sevgilisinin bir gün onu arayacağı umuduyla telefonun başından ayrılmadı. Kentte çekilen telefon hatlarının sayısı da giderek artmaya başlamıştı. Bell`i artık başka kişiler de arıyordu. Fakat o, telefonun her çalışında kendisini sevgilisinin aradığını sanarak telefonunu `Alo` diyerek açıyor ve herkes `Alo` diyordu. O günlerde hemen herkes telefonu açtıklarında Alexander Graham Bell`in anısına saygı olarak `Alo` demeye başladı. Bugün hepimizin kullandığı `Alo` sözcüğü işte buradan geliyor "


diye okudum, hemen de saf saf inandım... hatta nasıl kıskandım Allessandra'yı :)) lakin galiba bi biz saf türkler kanmışız bu hikayeye, çünkü araştırmacı gazetecilik yaptım ve hiç bi yabancı sitede böyle bi isimle karşılaşamadım :)

9 Şubat 2009 Pazartesi

meğer...

simetrik tarih hatrına burdayım, he bir de şansıma tabi ki:)

dilime dolanan şarkılar var yine sabah uyanır uyanmaz içimde çınlayan, canımı acıtan.

ben ne çok hata yapmışım MEğer
seni yokken var saymışım MEğer
yollar gitmiş ben kalmışım MEğer
...................

şarkının devamını söylemiyorum, daha doğrusu içim almıyor, söyleyemiyorum, yanılmış olmayı bekliyorum, umuyorum...


"SEVGİ EYLEM GEREKTİRİR" mişşşş...katılıyorum!!! ben susma eylemindeyim şimdilik!

24 Ocak 2009 Cumartesi

saklanma, saklanma çıkmaz o sokak...

söyleyecek bir şeyi yoksa saklanır insan. ya tüketmiştir her şeyi de susar, ya da acıtacaktır kelimeleri, dilinin altına saklar. siler belki "shift+del" yapıp prosencephalon'undan istemli ya da istemsiz...

"susma, sen sustun ya yalnızlık çöktü üstüme
anladım bu bir rüya, anladım bu son veda "

aşkın nur yengi de diyor ya "susma veda ederken" diye, ondan galiba her suskunluk "veda"yı çağrıştırıyor bana. Yonca Lodi dinliyorum, empatik şarkı, hide & seek devam ediyor, son raund, ya sobelersin, ya da end of the game...

saklanma anılar ardına sakın,
anılar şeffaftır sen görünürsün,
bir de ben arkamdan ışık alırsam,
beni olduğumdan büyük görürsün.

saklanma, saklanma çıkmaz o sokak
saklanma, bir duvarla son bulacak,
saklanma, saklanma çıkmaz o sokak
saklanma, bu aşka yazık olacak(?)(!)

saklanma şarkılar içine sakın
söylenir söylenir de bıkılırsın
bir şarkı, bir şiir olsan
mısralar devrilir de yıkılırsın..

(gözlerimi açtığımda seni görMEk istiyorum!)

21 Ocak 2009 Çarşamba

bazen...

için öyle sıkılır,
kimse bilmez neyin var sen bile
olup bitenleri seyredersin öylece
yalnızsındır kabalıklar içinde
kisme bilmez, kim daha iyi bilir ki
bir ses vardır çözer her şeyi
yasaktır duyamazsın ...


bazen kendi gölgene basar
sendelersin ıssız sokaklarda
bir karayel eser
üşütür, yalnızlığını yüzüne vurur
çıkar gelir pişmanlıklar en zayıf anında
boğazında yıllanır bir düğüm
umrunda mı zamanın
senin küskünlüğün...

13 Ocak 2009 Salı

sahici

beni üzen aslında üzüldüğüm için değil
bazen sözle anlatılmaz ya
kelimeler şikayetlenir
yıllara meydan savaşı ilan edince
o cesaret, kin koca bir volkan olur
sonra da önünde eğiliverir
sahici herşeyin asıl rengi
kalbime kaç kere sorduysam
hep bana ismini heceledi
ben de inanıp ona uyduysam
eğer bi gün farketmeden
istemeden seni kırdıysam
özrün efendisi en yakınım olur
diler yoluma devam ederim
off yeter artık, düş dilimden!!!
geç dolandı, ama yapıştı kaldı, tekerleme gibi kolay dönmüyor, ama çok güzel şarkı ya! şaşırttın beni deniz seki.

9 Ocak 2009 Cuma

09/01/09 hatrına:)

aaaah ah..! 'me'rak ediyorum ama, susmalıyım! çok şey var aslında söylemek istediğim ama, demek ki blogum içimi tamamen dökebildiğim bi yer değilmiş :(
kimseye diyemediklerim, saatlerce anlatsam, ama olmaz ki bende kalmalı...çok şükür huzurluyum, umutluyum, bekliyorum, sabrediyorum, istiyorum, çok seveyim istiyorum.
çok dolu değil aslında içim ama baktım takvime simetrik tarih, yazmak geldi.heyttt bu yıl benim yılım! her ayın 9'unda burdayım:D
yeniyılyeniyılyeniyılyeniyıl bizlere mutlu olsun!

25 Aralık 2008 Perşembe

unutulmuş muydum, alışıyor muydun yavaş yavaş yokluğuma?

gittin, sen bana gitmek için gelmiştin
geride yavaş yavaş eriyen bir kurşun bıraktın
bıraktığın şekilden çok daha başkasına bürünen
ve bir daha asla eskisi gibi olamayacak bir kurşun
gerçekten birdaha hiç bir şey eskisi gibi olmadı

birgün beni nasıl paslı bir makasla
nasıl derinden budayıp gittiğini farkettim
yeni bir filiz veremeyecek kadar derindi kesip attıkların
sensizlikle oluşmuş hastalğıma senin bile çare olamayacağına
benim için çok gecikildiğini anladım...

bi kere de mutlu-mesutken yazayım şu blogcuğuma, yok, illa canım sıkkın olacak, birilerine söyleyemediklerimi dökücem buraya, bıraktım zaten artık kağıdı kalemi, soba için yakacak lazım olursa dönerim eski usüle...tee bayramda evdeyken dinlemiştim iclal aydın'ın insanın içine işlediği sözleriyle metin özülkünün bu şarkısını, lise yıllarını hatırlattı. çok olmuş dinlemeyeli, içimden geldi öyle, hüzün bastı gece gece...

bir macera yaşamak dediğin
küçük zamanlar harmanı
sevindiğin üzüldüğün
hatırlamaktan ibaret
hatıralar nihayet
tesellisi çok zor sözün

ne gemiler yaktım, ne gemiler yaktım
o kadar yandı ki canım sonunda karşıdan baktım
ne göreyim kendime yıldızlardan daha uzaktım

bu kızı yeniden büyütmeli miyim???

bilmiyorum, bilmiyorum, bilemiyorum :((

28 Kasım 2008 Cuma

can dündar'dan yine..

aşık olmadan bir düşün
evinin seni içine sığdıramayacak kadar dar olduğunu
fark edeceksin...
sokağa fırlayacaksın...
sokaklar da dar gelecek...
tıpkı vücudunun yüreğine dar geldiği gibi...
ne denizin mavisi açacak içini, ne pırıl pırıl gökyüzü...
kendini taşıyamayacak kadar çok büyüyecek, bir yandan da kaybolacak kadar
küçüleceksin...

birileri sana bir şeyler anlatacak durmadan...
"önemli olan sağlık."
"yaşamak güzel."
"boş ver, her şey unutulur."
sen hiçbirini duymayacaksın...
göz yaşlarından etrafı göremez hale geleceksin...
ondan ölmesini isteyecek kadar nefret edecek, az sonra kollarında ölmek
isteyecek kadar çok seveceksin...
hep ondan bahsetmek isteyeceksin...
"ölüme çare bulundu" ya da "yarin kıyamet kopacakmış" deseler başını
kaldırıp ne dedin?" diye sormayacaksın...
yalnız kalmak isteyeceksin...
hem de kalabalıkların arasında kaybolmak...
ikisi de yetmeyecek...
geçmişi düşüneceksin...
neredeyse dakika dakika...
ama kötüleri atlayarak...
onunla geçtiğin yerlerden geçmek isteyeceksin...
gittiğin yerlere gitmek...
bu sana hiç iyi gelmeyecek...
ama bile bile yapacaksın...
biri sana içindeki acıyı söküp atabileceğini söylese, kaçacaksın...
aslında kurtulmak istediğin halde, o acıyı yasamak için direneceksin...
hayatinin geri kalanını onu düşünerek geçirmek isteyeceksin....
aksini iddia edenlerden nefret edeceksin...
herkesi ona benzetip...
kimseyi onun yerine koyamayacaksın...
hiçbir şey oyalamayacak seni...
ilaçlara sığınacaksın...
birkaç saat kafanı bulandıran ama asla onu unutturmayan.
sadece bir müddet buzlu camin arkasından seyrettiren...
bütün şarkılar sizin için yazılmış gibi gelecek...
boğazın düğümlenecek, dinleyemeyeceksin...
uyumak zor, uyanmak kolay olacak...
sabahı iple çekeceksin...
bazen de "hiç güneş doğmasa" diyeceksin...
ne geceler rahatlatacak seni ne gündüzler...
ölmeyi isteyip, ölemeyeceksin...
belki çivi çiviyi söker diye can havliyle önüne çıkana sarılmak
isteyeceksin...
nafile...
düşüncesi bile tahammül edilmez gelecek...
rüyalar göreceksin, gerçek olmasını istediğin...
her sıçrayarak uyandığında onun adini söylediğini fark edeceksin...
telefonun çalmasını bekleyeceksin...
aramayacağını bile bile...
her çaldığında yüreğin ağzına gelecek...
ağlamaklı konuşacaksın arayanlarla...
yüreğin burkulacak...
canin yanacak...
bir daha sevmemeye yemin edeceksin...
hayata dair hiçbir şey yapmak gelmeyecek içinden...
onun sesini bir kez daha duymak için yanıp tutuşacaksın...
defalarca aradığı günlerin kıymetini bilmediğin için kendinden nefret
edeceksin...
yasadığın şehri terk etmek isteyeceksin...
onunla hiçbir aninin olmadığı bir yerlere gidip yerleşmek...
ama bir umut...
onunla bir gün bir yerde karşılaşma umudu...
bu umut seni gitmekten alıkoyacak...
gel gitler içinde yaşayacaksın...
buna yasamak denirse...


razı misin bütün bunlara...?

hazır mısın sonunda ölüp ölüp dirilmeye...?

o halde aşık olabilirsin !!!

27 Kasım 2008 Perşembe

şarkılarla başım dertte


Küçüğüm daha çok küçüğüm
Bu yüzden bütün korkularım
Gururum bu yüzden
Bu yüzden çocuk gibi korunmasızlığım
Küçüğüm daha çok küçüğüm
Bu yüzden sonsuz endişem
Savunmam bu yüzden
Bu yüzden bir küçük iz bırakmak için didinmem

çok müzik dinliyorum yine, durup durup başka başka şarkılar geliyor aklıma, indiriyorum, bazısını bulamıyorum, deli oluyorum, halimi beğenmiyorum. güzel bi film izlemek istiyorum, "ıssız adam"ın daha romantik versiyonu olabilir, ağlayayım yeter ki, sebepsiz kalmasın gözyaşım, yalnızca bi nedene bağlayabileyim mendilimi, yok hayır dilek tutmayayım, yeter ki umut etmeyeyim boşuna sarmalamayayım ağaçları..
canım kimseye bişey anlatmak, tek kelime etmek istemiyor, sormasın kimse halimi, "yüzün mü asık" demesinler, oturayım, müzik dinleyeyim, kimsenin okumayacağı ya da bi kaç kişinin göz gezdireceği yazılar yazayım, yeter ki hayal kurmayayım, eklemeyeyim düşünceleri uç uca, inanmayayım, ummayayım, kırılmayayım, incinmeyeyim, endişe duymayayım, yalnız kalayım yok hayır kalmayayım...bi filmde "biz kadınlar yalnız kalmamak için herşeyi yaparız" diyordu, o kadar halsizim ki, ne yapayım...


dışarda yağmur var, rüzgârla bulut arkadaş olmuş
haberim yok, haberim yok
kim... kim... kimse bana hiçbir şey söylemedi ki bileyim

acele yaşanan o aşklara
ve de acele yağan o yağmura
benim soracak bir sorum var

denize açılan bir yelkene
kapılıp gidenin vay haline
"onu bana getirin hadi yağmurlar"

25 Kasım 2008 Salı

ah umrumda mı sandın bu dünya?

margo'mun blogunda görünce dinleyesim geldi, nostalji yaptım azıcık, sonra hoşuma gitmedi halim. neşesi yeter-miş! peh! kimsenin neşesi kimseye yetmiyor efendim, bencilliğin, aç gözlülüğünün efendileriyiz, yok öyle "bir tek dileğim var, mutlu ol yeter" demek, platonik sevdalar, bir tebessümle duçar olmalar...

canımı sıkıyor saflığım, hayır canımı sıkan bizzat ben değilim! kendini zeki sananlar, verdikleri sözleri tutmayanlar ya da tutamayacakları sözleri verenler, boylarından büyük laf edenler (ne içine girebilecek ne de arkasında durabilecekleri cümlelerin müteahhitleri), kendini tutmayaı becerip dilini tutmayı başaramayanlar, hep bi bahanesi olanlar, kendinden "emin" olmayanlar, kazanmak için uğraşmaktan kaçıp kaybetme kehanetine koşullanmışlar, ...
daha uzar bu liste!


fonda alpha çalıyor, hüzün basıyor bu şarkıda, benim yine gözümde aynı sahne:


touch my hand
it's only me, listen
i'm here.

come to stand
in sultry fields
with you.

and now
old dummy day
i know
is over this way.

i'm laughing
saw you gonna kiss me
you see
yeah as i said.

one day she won't
a lonely bird
alone.

judgement day
saw the world it's gone
unheard.

sold the sea
a lot how it feels to me.

i hate the word it's sad to see
i take your weight
and your heart fades away
today a renegade
to lay in woods
by the pheasants.

i mean it
you don't
force on my head
kill our nightmare.


sığınmak istediğim limanı lodos vurmuş, yüzme bilmeden, hele "can yeleği"m olmadan benim de kıyıya vurma ihtimalim var...

"ıslığımı fısıldamıştım şişeye
kıyıya çığlığım vurmuş.
dokunmayalı çok olmuş ki..
kalbim kuş yuvası olmuş..
doluya koysam almıyor,
bu bardak hep yarım dolmuyor..
aklımla çözemedim bu işi
."

canımı sıkan başka bi şey de tam bu işte ,"aklımla çözememek!" problem çözme basamaklarından bu denli haberdarken, mecalim yok adım atmaya, aklımı dinlendirmeye ihtiyacım var, mantıklı hareket etmekten sıkıldım, ölçmekten, tartmaktan, araştırmaktan, sınamaktan, kontrolden...ya da şöyle bi ihtimal de mevcut, neden-sonuç ilişkisi kurmada gel-git aklım muvaffak olacak halde değil, bi gün sıcak akıyor sularım, bi gün soğuk..iyisi mi, basamakta oturayım, bekleyeyim ben, varsın "tembel" desinler, adım atmayacağım, arzu eden olursa koşsun gelsin, benim uçmam lazım, zaten yüzmeyi de bilmiyorum...

12 Kasım 2008 Çarşamba

sevmek, kıskanmak, sakınmak, sahiplenmek...

izafi kavramlar..."seven kıskanır, kıskanmıyorsa sevmiyordur". "her kıskanış bir sahipleniştir". tabi burdaki kıskançlık, sevdiceği başkalarından, kem gözlerden kıskanma mealinde kullanılmakta.arada bağlantı kurulabilir ya da kurulamaz kim bilir.

"kıskanmak sevginin bencil yüzüdür, sevginiz varsa kıskanabilirsiniz de" bu laf hoşuma gitti. ölçüyorum, biçiyorum, hani bir iyi duyguyla bir kötü duygu beraber beslenemezdi?! lakin burda kıskançlığı, yani sevdiceği kıskanmayı "kötü duygu" olarak alırsak haksızlık etmiş olmaz mıyız? cevap veriyorum: evet oluruz. e o zaman başka bi soru:kıskançlık alt kümelerinde güven eksikliğini barındırmaz mı? bunun cevabını bilemiyorum, veremiyorum. çok da bağdaşım kuramadım ki..

sevmek uçsuz bucaksız okyanusken, kıskanmaya başladığında denize, hatta göle dönüşmez mi duygular? ama sakınmazsan dalgalardan bu kez yüreğini aşındırmaz mı? "sahiplenmek?" hani emanetçiydik hepimiz şu fani dünyada, neyi sahipleniyoruz ki? offf çok soru biriktirdim yine.. neyse, cevapların öznesini, çok belirtili nesnesini bildikten sonra, tümleçler dolaylı-dolaysız yollarda, zarflar posta kutusunda beklesin biraz daha, bu arada da yüklem biraz daha anlam yüklenedursun:)

aslında boşuna geveliyorum lafları ağzımda anne benim biraz daha koşmam gerek, istemiyorum pilav yapmak :)

4 Kasım 2008 Salı

"şarkı halinde kal"


git,
git benden uzak,
uzak bir yere git;
ne olur içimde her zaman bir ümit...

her uzak şey gibi öyle yalnız hayal,
yalnız rayiha ve renk,
şarkı, şarkı halinde kal...


bu şarkıyı daha evvel mutlaka duymuşumdur ama bugün dinledim, "beni koyup gitme" derkenki gibi acıttı canımı yaşar'ın çatal çatal sesi, dün okuduğum ucu bilenmiş kelimeler* gibi çok acıttı...öykümün ihtiyacı olan bir ömür, bir şarkı, bir şiir, bir rayiha ve renk..

(* thanx to rüyayla)

31 Ekim 2008 Cuma

buzlarım çözülüyor...

blogcuğumu özlemişim...hani bişeyden yoksun olunca yapasanız, göresiniz, yazasınız, edesiniz gelir ya, öyle bişey galiba benim de yasaklanınca bilogmacık blog yazasım tuttu:)
tüm depresifliğimi attım köşeye, mutlu uyuyor, mutlu uyanıyor, şarkılarla başlıyorum güne uykuya kanmasam da, kanamayan yaralarımla.. bakıyorum buzlarım çözülüyor, gardım düşüyor tutamıyorum ki zaten tutmak isteğim de yok.. tadını çıkarıyorum her saniyenin. Aklıma geliyor da bir an yokluğun, nasıl şükrediyorum bilsen, varsın ya!


kelimelerden taşlar, cümlelerden yollar, ünlemlerden uyarıcı ve levhalar.. uzun, derin, kıvrımlı ve sonu bilinmeyen... hız ve zaman mefhumunun "x" i bulmaya yetmediği bi denklem. yine bilmem ki kaçıncı dereceden?


yaşanmamış kırıntılar

sadece bir düş

zaman düşer ellerimden yere

belki de en güzeli böyle

17 Ekim 2008 Cuma

yine aynı şarkı çalıyor...

yine kaybettim bugün kendimi... hükümsüzdür!
önce kuru dallardan yapma köprülerden mi geçiyodum ne, evet evet ben ordaydım, erbab-ı yalnızları yutan kentleri de biliyorum..hmm, hüzünlerden bozma mutlulukları giyen, üstüne "cuk" diye oturan da benim...sonu yok bunun...sana küsüm, haberin yok, sensiz yerim yurdum da yok sanki.. boşluklardan boşluk beğendim ben de, ama öyle ufaldım ki, dolduramadım yine..
hem suçsuz, hem güçsüz, hem halsiz...
işte öyleyim
hani "nasılsın" diye soran olursa
neyse,
bişeyi hayal edince, isteyince, olmuyor..akışına bırakıyorum, yine olmuyor..
o yüzden sen bilirsin...sen de bilemezsin ki, söylemedim ki, "...beraberlik yaşlanırken, bir terkediş gençleşir" uzantılı cümlen başucunda dururken neyi nasıl diyeyim..esip geçmene razı olamadım, damla damla düş istedim toprağıma, kendimi martılarla bir tutmadım, malum kanatlarım yok, koyup gidemem ki seni.. sen de.. işte bu yüzden (fd'den):


"belki güneş bir gün ikimiz için doğar..
belki korkuları hayallerimiz boğar..
o masal günü gelinceye kadar,
susuyorum..
susuyorum.. "

15 Ekim 2008 Çarşamba

cap ou pas cap?



şiddetle tavsiye edebileceğim masalsı, etkileyici hoş bi film, hatta çok hoş. aslında bana pek yaramıyor aşk filmi izlemek ama, ne bileyim, tadı damakta kalan cinsten bişey işte..orjinalinden çevrisi "çocuk oyunları" manasına geliyormuş ancak "cesaretin var mı aşka" şekline dönüşmüş. love me if u dare..